Süleyman DAĞISTANLI

ÇÖREK OTU VE BARUT – Süleyman DAĞISTANLI

corekotu-ve-barut

ÇÖREK OTU VE BARUT
Bir zamanlar İsfahanlı bir seyyar satıcı barut satın alır. Bu alışverişten karlı çıkmak için barutu satabileceği başka bir şehre gider. Ancak şehir kapısındaki polisler, bu adamın barutu olduğunu haber alırlar ve adamın barutuyla rahatça şehre girmesine ve kaçak malını satmasına izin vermek istemezler. Adamın torbasını açar ve sorarlar; Bu torbada ne var? Adam cevap verir: Bir şey yok. Polisler ellerini torbaya daldırıp bir miktar barutu dışarı çıkarır ve sorarlar. Peki, bu nedir? Adam cevap verir: Bu çörek otudur. Polisler, bu barut gibi kokuyor deyince adam: Dedim ya bu çörek otudur yanlışınız var. Adam kibriti alıp baruta tutunca, pof eder ve adamın saçlarını ve yüzünü yakar. Adam bakar ve der ki: Demedim mi bu çörek otudur diye!!!.
“Şüphe yok ki kâfir olanlar, mallarını ancak halkı Allah yolundan alıkoymak için harcarlar. Harcayacaklar da, sonra o harcadıkları mallar, kendilerine bir iç acısı olacak, sonra da alt edilecekler ve kâfir olanlar cehenneme götürülecekler, orada toplanacaklar.” (Enfal 36)
“Onlar tuzak kurdu, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Al-i İmran 54, Enfal 30)
“Hâlbuki kötü tuzak sahibine dolanır.” (Fatır 43)
Yüce Allah, Kuran’ı Kerimde birçok yerde hakkı ve hakikati değiştirmek, hakkı batıla karıştırmak ve batılı hak gibi göstermek suretiyle inananları ve Allah’ı kandırmaya(!) çalışanların, tuzak kuranların hilelerinin ve tuzaklarının pek zayıf olduğunu ve bu tuzakların kendi başlarına döneceğini, Allah’ın ise tuzak kuranların en hayırlısı olduğunu bizlere bildirmiştir.
Nemrut misali korunaklı sandıkları “ak” ve “beyaz” saraylarının, Allah-u Teâlâ’nın ve inananların karşısında örümcek yuvası (Ankebut 41) hükmünde olduğunu unutan modern nemrutlar ve uşakları, sinelerin içerisinde gizlenenleri bilen (Fatır 43, Mülk 13, Tegabun 4) Rabbimizi ve ona inanan bizleri kandırıp(!) tuzaklarına düşürebileceğini zannetmekte ancak kurdukları tüm tuzaklar ve çıkardıkları tüm fitneler kendi başlarına dönmektedir. Kazılan her mezarın önce mezarcısını içine aldığını unutan günümüz süfyanileri, halklar için olabildiğince derin mezarlar kazmakta ve Allah’ın nurunu söndürebileceklerini(Saff 8) sanmaktadırlar. Oysa kazdıkları tüm bu mezarlara kendileri düşmekte ve Allah’ın nurunu söndürmeye çalışırken kendileri sönüp gitmektedirler.
Son yıllarda oluşturdukları ve kendi ağızlarıyla da itiraf ettikleri yapay gündemlerle sürekli olarak halkları oyalamaya ve bu arada her türlü alçaklığı yapmaya çalışan günümüz süfyanileri, her fırsatta tükürdüklerini yalamak ve halkların gözünde rezil olmaya devam etmektedirler. Ancak gurur ve kibir dağının zirvesinde oldukları için de hiçbir zaman rüsvalıklarını kabullenmemekte ve tabir caiz ise yanıp kavrulsalar dahi ellerindekinin barut değil çörek otu (!) olduğunu iddia ederek komik duruma düşmektedirler.

Ahmak oldukları için karşılarındaki halkları da ahmak zanneden süfyanilerin rezilliği, her geçen gün artmakta, ellerindekinin barut olduğunu bilen halklara her şeye rağmen bu çörek otudur deme yüzsüzlüğünü göstermelerine şahitlik etmekteyiz her gün.

Süfyanilerin rezilliğinin son yıllarda Suriye meselesi ile tavan yapmış olduğunu, yalnız biz değil tüm dünya halkları görmüştür. Her türlü iftira ve yalan habere rağmen, modern bel’amların döktükleri sahte gözyaşlarına rağmen halkımız, bu insi şeytanlara inanmamış ve ellerindekinin çörek otu değil kendilerini yakmak için biriktirilen barut olduğunu anlamışlardır. Ve bu süreçte kimin zalim kimin mazlum, kimin lider kimin diktatör, kimin kahraman kimin hain olduğunu öyle doğru teşhis edebilmiştir ki bu bilinç süfyanilerin ellerinde biriktirdikleri barutları ateşleyen birer kıvılcım hükmünde olmuştur. Ama tüm bunlara rağmen kininden kudurmuş olan bu süfyaniler, hala zalim Esed teraneleriyle ellerindekinin çörek otu olduğunu savunmak suretiyle ne denli aciz ve çaresiz olduklarını ispat etmektedirler. Halkının büyük desteği ile yıllardır, yüzlerce ülkeden ithal edilen insan bozması vahşi canavarlara karşı vatanını savunan ve bir an olsun vazgeçmeyen Beşar Esad ve kahraman Suriye halkı bu aciz ve komik duruma düşmüş, hala meydanlarda “çörek otu” söylemleri ile dolanan yalanın çocuklarına, yapılan son seçimlerle öyle bir tokat vurmuştur ki onları ne yaptığını bilen ancak ne yapacağını bilemeyen bir hale sokmuştur. Bu şaşkınlık ve kendini bilmezlikle besledikleri teröristleri Irak’a salan barut kokulu bu vahşiler, orada da neye uğradıklarına şaşırmış ve çehreleri değişmiştir.
Yıllarca mücahit (!) ve özgürlük savaşçısı(!) diye halklara yutturmaya çalıştıkları, sabah namazlarında bel’amları vasıtasıyla kendilerine dua ettikleri, yardım topladıkları teröristlerin, ne denli cani olduklarını tüm halklar görmüş, cami bombalayanların, mezarları talan edenlerin, sahabe mezarlarına dahi tahammül edemeyen bu insan kılıklı şeytanlar olduğunu anlamışlardır. Tüm bu açıklığa rağmen hala süfyaniler, ÖSO, Nusra, Işid gibi tek merkezden yönetilen bu Siyonizm şebekelerini terör listesine aldıklarını halkları kandırmak içinde olsa söylemeyi kendilerine yedirememiş, halka çörek otu diye yutturulmaya çalışılan bu barutun kendilerini de yakacağını anlamış olmanın verdiği endişe ile meydanlarda eşekten düşmüş karpuz misali boy göstermektedirler. “İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.” (En’am 129)
Son bir umutla Irak halkı içerisinde mezhep savaşı ateşini yakmaya çalışan ancak, şii sünni demeden tüm Irak halkının topyekûn bu teröristlere karşı mücadele edeceğini tüm dünyaya ilan etmesinin ardından daha da ümitsizliğe kapılan bu hilenin ve entrikanın efendileri artık köşeye sıkışmışlardır. Ne yaparsa yapsınlar, ne kadar hile ve tuzak kurarsa kursunlar bu onların sonunu daha da çabuklaştıracaktır inşallah. Çünkü ahmakça elinde barut biriktirenler onlar iken, onları kendi ellerindeki barut ile cehenneme yollayacak bilinç ve iman kıvılcımı ise biz Müslümanlarız.

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close