Süleyman DAĞISTANLI

ÜST ÜSTE DİZİLEN TAŞLAR… – Süleyman DAĞISTANLI

taslar

ÜST ÜSTE DİZİLEN TAŞLAR… – Süleyman DAĞISTANLI

“İsrailloğulları’ndan Azim adında ki biri, evinden çıktı; ovaya doğru gitmeye koyuldu. Yolda giderken bir takım acayip olayla karşılaştı. Yoluna devam etti ve bir adam gördü. Adam, bir taşı kaldırmaya çalışıyor fakat bir türlü kaldıramıyor ve yerinden kımıldatamıyordu. Derken adam bir taş daha aldı ve getirip o taşın üzerine koydu. Şimdi ise ikisini birden kaldırmaya çalışıyordu. Azim, ne tuhaf şey dedi, bir taşı bile kımıldatamazken, iki tanesini birden kaldırmaya çalışıyor. Derken adamın iki taşı hafif kımıldatabildiğini gördü, Azim’in şaşkınlığı daha da artmıştı. Daha sonra adam gitti ve üçüncü bir taşı daha getirerek diğer iki taşın üzerine koydu. Taş üç olunca adam üçünü de kolaylıkla kaldırıverdi ve yoluna devam etti. Bu manzara karşısında neye uğradığını şaşıran Azim, yoluna devam etti ve bir şehrin kapısına ulaştı. Şehrin kapısında duran bir ihtiyara, yolda rastladığı ilginç olayı anlattı ve açıklamasını istedi. O ihtiyar bilge birine benziyordu ve şöyle dedi, bu şuna benzer; kişi bir suç, günah işler ve bu ona çok zor gelir, ona tahammül edemeyeceğini sanar, ardından bir günah daha işler ve artık bu günah ona daha kolay görünür. Yani taş iki olmuştur ve artık yerinden kımıldatabiliyordur. Bundan sonra üçüncü bir günah daha işler, işte ondan sonra bu günahlar ve hatalar ona çok kolay gelir, hafif görünür ve taşları kolayca kaldırabilir hale gelir.” (Mecalis-i Seba-Mevlana)

Hüküm sürdükleri coğrafyalarda fısk ve fücur taşlarını üst üste dizerek halkların dünya ve ahiretini tarumar etmeyi meslek haline getirmiş olan süfyaniler, yaptıkları tüm icraatlerle toplumun tamamını günah, fısk ve fücur işlemekten çekinmeyen bireyler haline getirmeyi amaç edinmişlerdir. Politikalarından, icraatlerine, televizyon ve gazetelerden, cadde ve sokaklardaki reklam afişlerine kadar, günah ve ahlaksızlık taşlarını 1’er 2’şer değil, göğe kadar yükselten süfyaniler, halkların artık bu günahlara tepkisiz hale gelmesini, tabiri caiz ise bu günahları kolaylıkla kaldırılabilecek ve kabullenebilecek bir hale gelmelerini sağlamaya çalışmaktadır.

Halklara birer kurtarıcı diye tanıtılan günümüz süfyanileri, bizzat kendileri de günah ve isyanda sınır tanımayarak ve bu yolda ellerinden geleni yaparak tüm taşlarını kullanıp, halkları yaptıkları fısk ve fücura alıştırmakta ve onlara, tüm bu günahları ve isyanları kolay kaldırılabilir taşlar haline getirmektedirler. Böylelikle “Rabbimiz, gerçekten biz, yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.(Ahzab 67)”ayetinde geçen ve hüsrana uğrayan halk yığınları oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yalanın, ahlaksızlığın, hırsızlığın, kabadayılığın, kibir ve gururun, ikiyüzlülük ve sahtekârlığın taşlarını üst üste koymada sınır tanımayan süfyaniler, halkların bu günahlara duyarsız, tepkisiz kalmasına ve sıradan bir olaymış gibi bakmalarına sebep olmaktadırlar. Zira kendi yaşamlarında her türlü günah ve isyanın yer bulduğu süfyaniler, toplumsal hayatı da bu hale getirmeye çalışmakta, bir tek hırsızlığa dahi müsamaha göstermeyecek halklara, art arda ve göğe kadar yükseltilmiş hırsızlık taşlarının hafif gelmesine, tepkisiz kalınmasına sebep olabilmektedirler.Cadde ve sokakta gördüğü ahlaksız bir reklam afişini ilk gördüğünde hayâ eden, tepki gösteren ve rahatsız olan biri, zamanla tüm caddelerin bu tarz reklam afişleriyle doldurulması ile üst üste dizilen taşlar kendisine hafif gelmekte ve duyarsızlaşmaktadır. Faiz gibi büyük bir günaha ilk etapta doğal olarak tamamen karşı olan ve kesinlikle kabul edilemez ve kaldırılamaz bir günah olarak görenler, bir fatura yatırmadan tutunda küçük bir alışverişe kadar hayatın her alanına yerleştirilmiş olan faiz sistemini görünce ve istemeden de olsa bulaştırılınca, ilk etapta o kaldırılamaz koca taşın üzerine birkaç taş daha eklenince artık o kadar sıradan hale gelmektedir ki, o ilk andan eser kalmamaktadır.

Başlangıçta bir devletin başında olan insanların yalan söyleyeceğine ihtimal vermeyen ya da en azından kabul edilebilir bir yanlış olarak görmeyenler, art arda dizilen yalan taşlarını gördükçe, tepkisiz hale gelmekte ve hatta devlet yönetebilmenin şartının bu olduğunu sanabilmektedir. Hayatı boyunca içkiye yaklaşmamış olan biri, İslam’ı getireceğini sandığı süfyanilerin elinde gördüğü kadehi ilk etapta kabullenemeyip kaldıramasa da, zamanla bu görüntülerin benzerlerini göre göre, hatta bu kişilerin, bir İlde bulunan 2 içki fabrikasını 18’e çıkarmakla övündüklerini gördüğünde, başlangıçta o çok ağır olan taş, üzerine eklene eklene hafiflediği(!) için rahatlıkla kabullenebilmekte ya da kılıfına uydurmaya çalışmaktadır. Kumar ile hayatta işi olmayan birinin, ülkede bizzat devlet eliyle oynatılan, adı farklı ama içerik olarak aynı yüzlerce çeşit kumarı göre göre, tepkisizleşmekte ve onu kaldırılabilir ya da kabul edilebilir bir şey olarak görebilmektedir. Süfyanilerin zehirli bal hükmünde ki sözlerine kanarak Resulullah’dan örnekler sunmasına aldananlar, evinde yiyecek ekmeği olmasa dahi, süfyanilerin kendilerinden çaldıkları ile gemiler, filolar, villa, saray ve uçaklar aldıklarını duysa dahi bunca lüks ve şatafatı kabullenebilmekte, hatta bunu devletin itibarı(!) sanmaktadır. Başlangıçta “1000 odalı bir saray yaptık” demeleri halinde ilk anda bunun halka çok ağır ve kabul edilemez bir şey geleceğini bilen süfyaniler, 2 yıldan daha fazla geçmişi olan bu saray ile ilgili bir gündem oluşturup kendileri dışında herkesin 1000 odadan, 5000 odadan bahsetmesini sağlamış, tabiri caiz ise taşları üst üste dizmiş ve kabullenilebilir bir hale getirmiştir. Ve bu yüzden, bugün kalkıp rahatlıkla; “Saray 1000 odalı değil 1150 odalı” diyebilmektedirler.

Devlet malını tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak görenler, devletin başına çöreklenmişlerin lüks içerisinde yaşadıklarını, ihaleden ihaleye koştuğunu, villalardan uçaklara her türlü şatafatı, halklardan sömürdükleri ile yaptıklarını görenler, bunu o denli sık ve yoğun görüp duymaktadır ki, oyunun kuralının bu olduğunu sanarak tepkisiz hale gelmekte, balı tutan parmağını yalar gibi temelsiz ve mantıksız gerekçelere sığınmaktadırlar. Böylelikle bu hırsızlıklar, yolsuzluklar ve ihanetler birer tüy misali hafiflemektedir(!). Bir gün söylediğini diğer gün, hatta birkaç dakika sonra inkâr edebilmeyi meslek haline getirenler, artık hangi mesele olursa olsun bugün “ak” dediğine yarın “kara” diyebileceklerini halklara kabullendirmişlerdir. Geçen son birkaç yılda dahi süfyanilerin birbirine tamamıyla zıt ansiklopediler dolusu söylem ve icraatleri olduğuna bakıldığında, bunun kasıtlı ve bir plan dâhilinde yapıldığı anlaşılacaktır. Zira bir anda hainin kahraman, kardeşin zalim, dostun düşman olabilmesinin halklara kabullendirilebilmesinin başka yolu yoktur. Halklara kuduz köpek misali saldıran bir devlet başkanı havasını defalarca düzenledikleri tiyatrolarla gündeme oturtanlar, artık tiyatroları bırakmış ve kameralar önünde mazlum halklara tekme tokat saldırabilmeye başlamışlardır.

Velhasıl fitne, fesat, fısk ve fücur, yalan ve ikiyüzlülük taşlarını göğe kadar yükseltme çabasında olan süfyaniler, halkları tüm bu olanlar karşısında tepkisiz kalmasını ve alışılmış sıradan şeyler olduğunu sanmalarını sağlamayı amaç edinmiştir. Süfyanilerin bu oyunundan kurtulmanın çaresi ise, süfyanilerin mutlak şer olduklarını bilerek, yaptıkları hiçbir işin altında hayır aramamaktır. Bir anlık yanılgıya düşüp “vardır bir hikmeti(!)” “belki de iyi bir iştir (!)” moduna girildiği an, taşların ardı arkası kesilmeyecek, zamanla kabullenilemez denen şeylerin kabullenilmiş ve birer tüy misali hafiflemiş (!) olduklarına şahitlik edilecektir.

Süfyaniler tarafından göğe kadar yükseltilen bu taşlar, “Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular, oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah’ın elindeydi. (İbrahim 46)” ve “Onlar bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını alt üst ettik. (Neml 50)” ilahi vaadi ile bilinçli ve sabırlı Müslümanların çabalarıyla tarumar edilecek, süfyaniler kendi elleri ile yükselttikleri bu taşların altında kalarak cehennemi boylayacaklardır inşallah.

Bir büyüğümüz, “Sadece ahiretimiz için değil, dünyamız için dahi bu zalimlerin yok edilmesi gerekir” demişti. İlahi! Bizleri, dünyasını da ahiretini de mamur edebilenlerden eyle. Amin.

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Tam olayın üzerine basmışsın Hocam. Ellerine sağlık.
    Buna normalleşme veya normalleşme süreci diyorlar.
    Tüm anormal durumları piyasa sürüp, anormallerei normal formlara koydular.
    Sonra normal olanlar anormal duruma düştüler.
    Ah İslam neredesin. demiş ya bir büyüğümüz bizde bunu diyoruz.
    Selametle. Kaleminize sağlık

    1. Alyk slm. Sn Sükut Değerli yorumunuz için Allah razı olsun Dualarınızı eksik etmeyin Allaha emanet.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu