Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

Hollandalı Gazeteci’nin Menahem Begin’e Sorusu – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

menahem-begin-soru

HOLLANDALI GAZETECİNİN MENAHEM BEGİN’E SORUSU – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

Siyonist İsrail’in eski başbakanlarından Menahem Begin’e bir basın toplantısı esnasında Hollandalı bir gazeteci tarafından şöyle bir soru yönetildi. Soru çok manidardı ve Hollandalı gazetecinin İslam ve Hz. Muhammed hakkında ne denli kapsamlı bir araştırma yaptığının göstergesi idi. Şöyle diyordu sorusunda Hollandalı gazeteci: ““Hz. Muhammed’in İsrail oğullarıyla ilgili bir beyanatı, bir mesajı, bir haberi, bir hadisi var. Orada diyor ki “Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudî taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, -Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür- der. Yalnızca garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır. Neticede böyle olacağını söylüyor. Bu söz için ne dersiniz, bunu nasıl değerlendirirsiniz, daha önce bu sözü işittiniz mi?””

Begin’in cevabı, İslam düşmanı ve mazlum Filistin halkına onca zulmü reva gören bu Siyonist habisin cevabı, çok mühim. Diyor ki: “Biz 6 yaşındayken bizi okutmaya gelen hahamımız Muhammed’in (as) sözünü bize aynen anlattı. Yani ben bu sözü 6 yaşındayken işittim. İşte biz de Yahudiler olarak, İsrail oğulları olarak bu sözün karşısında tedbirimizi almışız, almaya devam ediyoruz. Tezgâhlarımız, ajanlarımız, teşkilatlarımız, elemanlarımız öyle çalışıyoruz ki Muhammed’in (as) haber verdiği bu ümmet meydana gelmesin diye her tedbiri almışız.”

Bu kısa anekdot dahi bize fazlasıyla malumat vermektedir. Evvela bu, iki cihan serveri efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (saa) yüce mertebesini gözler önüne sermektedir. En azılı düşmanları geçmişte olduğu gibi günümüzde onun doğruluğunu tasdik ediyorlar. Yani diyorlar ki sen her ne desen doğrudur, yalan söz senden uzaktır. Çünkü biliyorlar ki onun sıdkı sayısız tecrübe ile sabittir. Hem kendi zamanında söylediği hususlar bir bir çıkmış hem de kendisinden sonra meydana geleceğini söylediği şeyler aynen belirttiği gibi vuku bulmuştur, bulmaya da devam etmektedir. Begin ve ekibi ile diğer Siyonist hareket ve oluşumlar Peygamber aleyhisselamın sözünün gerçekliğini kabul etmişler. Etmişler ki türlü türlü önlemler almışlar.

Siyonist öncülerden olan Menahem Begin farkında olmadan İslam ümmetine önemli bir ders vermektedir. Evet, Müslümanlar hadiselerden ibret almalılar ki kendileri hadiselere ibret olmasınlar. Bu en azılı İslam düşmanı dahi olsa dersler çıkarmalıyız. Zaten âlem-i İslam’ın duçar olduğu elim manzara da bundan kaynaklanmıyor mu? Elbette bundan kaynaklanıyor. Zira ümmetin ilk kıblesi ve İsra ile Miraç mucizelerinin tanığı Mescid-i Aksa İslam ümmetinin suskunluğundan, fırkalara ayrılmasından, milliyetçilik gibi hastalıklara yakalanmasından ve farz olan vahdeti gerçekleştirememesinden ötürü esir düşmedi mi? Adamlar İslam tarihini tahkik etmişler ve belki pek çok Müslümanın hiç duymadığı bilmediği hadis-i şeriflere ulaşmışlar ve kendilerince tedbirler almışlar. Kur’an’da vasıflarından övgüyle söz edilen ve peygamberin bir ihbar-ı gaybiye olarak haber verdiği ümmetin oluşmaması için uğraşmak, ne kadar sinsi ancak sinsiliği ölçüsünde de ahmakça bir düşünce. Bu düşüncenin niçin ahmakça olduğuna ileride değineceğiz. Lakin önce bir özeleştiri yapmamız gerektiği kanısındayız. Bu adamlar tarihte defalarca tattıkları onca mağlubiyet tecrübelerine rağmen yine de İslam’ı ve Müslümanları yok etme emellerinden vazgeçmiş değiller. Çünkü davalarına son derece bağlılar. Şu halde onlara galebe çalmak için onlardan daha fazla davamıza sarılmamız gerektiği halde davamıza ne kadar bağlıyız acaba? Adamlar Müslümanların birlik olmaması için küresel çapta gayret gösterirlerken biz İslami vahdetin tesisi için ne kadar çalışıyoruz? Siyonistlerin uluslararası teşkilatları, yazılı ve görsel basını kullanmak suretiyle var güçleriyle Müslümanları birbirine düşürmek; mezhep çatışmasını çıkarmak; Müslümanların Kur’ani ahlaktan uzaklaşmalarını sağlamak ve Müslümanları fakirleştirmek için çalışıyorlar. Gayeleri dünyaya Siyonizm’i hâkim kılmak ve Siyonizm’in önündeki tüm engelleri her ne olursa olsun ortadan kaldırmak. Peki, bizler ilahi bir vaad olan İslam’ın cihan-şumul hâkimiyeti için ne yapıyoruz? Hatta böyle bir müjdenin varlığından haberdar mıyız? Bu manzara karşısında Siyonistlere karşı Haydari bir mücadele verip Hayberi darbeler vurmanın üzerimize farz olduğunu biliyor muyuz? Resullah’ın müjdelediği o mübarek ümmetin fertleri olmak için say ediyor muyuz?

Şu bir gerçek ki ilahi davanın nurlu erleri yola çıkmış durumdalar. Bizler olmasak da bu kervan hikmetle ilerlemeye, yücelere yol almaya ve zalimlerin korkulu rüyası olmaya devam edecek. Siyonistlerin emellerinin ahmakça olduğuna değinmiştik ya işte şimdi tam o noktaya gelmiş bulunmaktayız. Zira peygamberimiz bize zafer vaad etmiştir. Hem de apaçık bir zafer. Taş ve ağaçların dahi Müslümanların galibiyetine hizmet ettiği ilahi bir zafer. Muhammed aleyhisselama, Kur’an ve Ehl-i Beyte sıdk ile merbut, güzide ashabın izinde yürüyen şanlı ümmetin kazanacağı bir zafer. Dünyevi hesaplar için ahiretini tehlikeye atan, Müslümanları Şii-Sünni olarak ayırmak suretiyle vahdeti parçalayan, İsrail’e değil de Müslümanlara cephe alan ümmetin zaferi değil. “Onlar senden sonra neler yaptılar ya Muhammed bir bilsen.” sözünün muhatabı olacak olanların zaferi değil. Bu sözümüze bir ispatı olarak Siyonistlere ve onların yerel işbirlikçilerine defalarca galip gelen, onların oyunlarını bozan, fitne ve fesat tohumları ekmelerine mani olan mücahitlerin aldığı sayısız zaferleri ve Siyonist projenin hüsran üstüne hüsran yaşamasını örnek gösterebiliriz.

Peygambere layık olan en azından olma gayreti içerisinde olan şanlı ümmet çoktan uyandı ve İslam’ı yok etmek isteyen Siyonist projenin karşısına tüm gücüyle dikildi. Hala da İslam’ın izzet ve şehametini korumakla ve zalimlere hadlerini bildirmekle meşguller. Nerede mi? Evvela Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin elebaşlarının belini kırdığı Türkiye’mizde, Merhum İmam Humeyni Hazretleri’nin ölü bedenlere diriliş ruhu üflediği ve asasını kaldırarak zamanın Firavunlarını imanın sonsuz cesaretiyle boğup yok ettiği İran coğrafyasında, tüm varlıklarını hak yolda cihada adayan İntifada erlerinin diyarı Filistin’de, adlarının dahi kâfirlere korku saldığı Hizbullahi yiğitlerin yurdu Lübnan’da, Büyük Şeytan Amerika’ya karşı amansız bir mücadele veren Irak’ta, Zamanın Veysel Karanilerinin diyarı Yemen’de, zamanın en şiddetli fitnesinin patlak verdiği, Deccali-Süfyani orduların var güçleriyle saldırdığı ama muvaffak olamadıkları Deccal’in yok olma yeri olan Suriye’de, Bosna’da, Azerbaycan’da, Eritre’de, Mora’da, Keşmir ve Patani’de, Afganistan ve Tunus’ta, Cezayir ve Mısır’da, Latin Amerika ve Kafkaslar’da, Pakistan ve Arakan’da, kısaca arzın her yerinde. Evet, arzın her yerinde ancak her Müslüman olduğunu iddia edenlerin katılımıyla değil, söz ve eylemleriyle Müslümanlığın gereklerini yerine getirip zalimlerden teberra eden Öz Muhammedi İslam aşığı muvahhidlerin katılımıyla. Şu halde kendimize ve safımıza çok iyi bakmalıyız. İslam ordularının mutlak zaferinden zerre endişe duymamalıyız. Endişemiz bu rahmani orduya dâhil olamamak olmalı.
İlahi! Bizleri İslam’ı en iyi anlayan, yaşayan ve yaşatan kullarından eyle. İslam düşmanlarını oyunlarını bizim elimizle boz. İslam’ın tüm dünyaya hâkim olduğu günleri görmeyi bizlere nasip et. Bizleri o şanlı ordunun neferlerinden eyle.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu