Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

SADECE BAŞI ÖRTÜLÜLERİN ÇÖZÜLMESİYLE (YOZLAŞMASIYLA) ÇÖZÜLEN(!) BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

basortusu-meselesi

SADECE BAŞI ÖRTÜLÜLERİN ÇÖZÜLMESİYLE (YOZLAŞMASIYLA) ÇÖZÜLEN(!) BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

2014-2015 Eğitim ve Öğretim Yılının başlamasına çok az bir zaman kaldı. Bunu fırsat bilecek olan Müslüman görünümlü iktidar yine başörtüsünü gündeme taşıyacak ve “Bakın yıllardır çözülemeyen başörtüsünü nasılda çözdük. Önceki iktidarlar başörtüsü meselesi için somut hiçbir adım atmadı hatta başörtüsüne karşı çıktılar. Ama biz söz verdiğimiz üzere meseleyi çözdük. Bize inanır ve süre tanırsanız daha pek çok meseleyi halledeceğiz.” şeklinde açıklamalarda bulunacak. Sistemin Bel’amları ise bunu bir marifet gibi halkımıza anlatacak da anlatacak. Bundan dolayıdır ki bu meseleyi Kur’an ve sünnet ışığında açıklamak istedik ve hicabın bir sorgulamasını yaptık.
Hicab yani başörtüsü örtünmenin usul ve felsefesini ifade eder. Rahman’ın ayetlerindendir başörtüsü. Nur’un ve Ahzab’ın ayetlerindendir.(Nur suresi 31 ve Ahzab suresi 59. Ayetler).
Hicab;
Rabbimizin hanımlar için koymuş olduğu hassas dengenin adı,
Müslüman kadının izzet, şahsiyet, edep ve hayâsının en pakize göstergesi,
Meryem’in masumiyetinin cisim giymiş hali,
Fatımatü’z-Zehra’nın emaneti, iki dünya saadetinin anahtarı,
Zeyneb-i Kübra misal hanımların destansı öyküsü,
Adına kavgalar verilen özgürlük sembolü,
Manasız iken bir parça bez, manası verildiğinde ise kadını ulvi mertebelere yükselten maden-i iffet ve membaı haysiyet,
Nene hatunların süsü, masumiyetin net görüntüsü,
Ve hicap; Resullah’ın uğruna savaşlar yaptığı İslami bir farizadır.

Bir zamanlar hicabı hayat felsefesi haline getiren nurlu bacılarımıza yapılan zulümlere şahit oluyorduk şu güzel yurdumuzda. İffet abidesi bacılarımız halkının tamamına yakınının Müslüman olduğu öz yurtlarında gariptiler. Eğitim hakları gasp edilmişti. Üniversite kapılarından dönmek zorunda kalıyorlardı. İkna odaları kurulmuştu, başlarını yani iffetlerini açmaları için. Tüm bunlara rağmen onurlu bir mücadele vermişlerdi. Bir kısmı şeytani fürua fetvasına uyarak daha o günden yozlaşmanın kapısını aralamıştı. Bir kısmı ise peygamber gülistanında yetişen eşsiz bir gül olan Fatımatü’z-Zehra’nın nurani izinde yürüyerek ulvi mücadelesini sürdürmüştü. Belki avukat, mühendis, doktor veya öğretmen olamamışlardı ama teslim-i silah da etmemişlerdi utanmazlar ordusunun hayâsız neferlerine. Onlar dinlerini dünyaya satmadılar ve faniye rağbet göstermediler. İzzetli bir yaşamı yeğleyip bir Sümeyye, bir Ayşe olabilmeyi en azından onların nurani hatlarının takipçisi olmayı başardılar.

Gün geldi devran değişti. Daha doğrusu değişmiş gibi gösterilmeye çalışıldı. Oysa sadece roller değişmiş ve tiyatronun bir başka perdesine geçilmişti. İslam’a ve İslami esaslara aleni düşmanlığın sonları olacağını anlayan habis zihniyet, Şah Rıza tecrübesinden de hareketle maske değiştirmişti. Yeni perde de başörtüsünü savunanlar(!) bu davanın muhafızları(!) iktidara getirildi. Kürsülerden hicablı bacılarımıza destek(!) oluyorlardı. Başörtüsü mücahitleri(!) çıkmıştı sahneye. Müslüman kadının her yönüyle örnek alabileceği(!) kadınlar vardı artık. Ümmü Seleme annemize, Hatice annemize ne olmuştu sahi? Onların isimleri canlı tutulacaktı elbet ama ya yaşantıları? Yaşantıları kitaplarda kalacaktı. Yaşantılarına ne gerek vardı ki? Onlarla aynı adları taşıyan ama onlardan fersah fersah uzak olan şahıslar meseleyi halledecekti. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin korktuğu başımıza gelmişti. Kurtlar dâhile girmişti ve sezdirmeden sinsice kemiriyorlardı hüviyetimizi. Bunlar okullarda başörtüsünü de serbest bıraktılar. Yalnız tahrif edip tahribata uğrattıktan sonra. Başörtüsünü manasızlaştırdıktan sonra. Ona kimliğini veren edep ve hayâ damarını tar u mar edip ortadan kaldırdıktan sonra. Kur’an ile alakası olmayan ve moda diye tarif edilen yeni yeni kapanma(!) modelleri geliştirdikten sonra. Oysa Resul-i Ekrem (as) asırlar önce bu korkunç ve vahim manzarayı haber vermiş ve Müslüman kızları uyarmıştı. Ne diyordu Allah Resulü: “Ümmetimin son dönemlerinde giyimli fakat çıplak bir takım kadınlar olacak, bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Onlar cennete giremez, cennetin kokusunu bile alamazlar.” (Ebu Davud Libas 125, Cennet 52)

Müslüman kızlar kimin buyruklarını yerine getiriyor ve kimleri örnek alıyor? Kişi örnek alıp sevdiği kişinin ahlakı ve dini üzeredir. Balolarda, konserlerde, düğünlerde, protokollerde; bizi hüzünler girdabına atan, yüreklerimizi dağlayan, vicdanlarımızı boğan bu iğrenç ve tahammülü zor görüntülerden peygamber hanımlarını, hanım sahabeleri, Rabiatü’l Adeviyeleri, Şehide Sena ve Şehide Bint’ül-Hüdaları örnek almadıklarını anlıyoruz. Elbet işler bu anlattıklarımızın çok çok daha ötesindedir. Ancak bunları anlatmaya yüreğimiz dayanmıyor ve bu satırların bunları anlatmanın yeri olmadığını düşünüyoruz. Zaten gündelik yaşamda her türlüsüne şahit oluyoruz. Biz bunun en büyük zulümlerden olduğunu biliyor ve feryad ediyoruz. Karşılığında ise: “Bizlerin kalbi temiz, kötü bir niyet taşımıyoruz.” şeklinde komik ama bir o kadar da tehlikeli bir yanıt alıyoruz. Bunların mantığı doğru ise şu sonuç ortaya çıkıyor: -ki bundan Allah’a sığınırız.- şu halde peygamber hanımları ile sahabe eşleri kalplerinde kötü duygular taşıyorlardı ki sizin yapmakta beis görmediğiniz hal ve hareketlerden şiddetle kaçınıyorlardı ve kalpleri de temiz değildi.

HZ. Ayşe annemiz Hz. Muhammed (as) hakkında: “Onun eli mahremlerinden başkasına değmemiştir.” buyurmuştur. Hz. Peygamber ise kadın ve erkeği tokalaşmaktan men etmiştir. Bunlar Muhammedi dinin öğretileridir. Son sözümüz şudur ki gayri islami davranışlarda ısrar eden ve İslam’dan uzaklaşan bu kardeşlerimiz mahşerde peygamberin yüzüne nasıl bakacaklar. Mahşeri bir sahne olan şu hakikat bir an dahi aklımızdan çıkmasın ki ona göre yaşayalım. “O gün ümmetimden bir takım insanlar sol taraflarından yakalanmış olarak getirilir. Ben: Ya Rabbi! Bunlar benim ashabım!., derim. Cenab-ı Hak bana hitaben: Ya Muhammed (as)! Bilmiyorsun onlar senden sonra neler işlediler.” der. Rabbim ateşin azabından sana sığınırız.

Seraplı sahralar, sisli deryalar
Eziyor insanı sönmüş hayâlar
Yıkılan namuslar sönen yuvalar
Fesat saçıyor zehirli havalar

Kararmış gönüller saçar dikenler
İmansız bedenler yüreksiz tenler
Yollar katranlı havalar dumanlı
İdmanlı hayasız olmuş gezenler
(İslâmi Davet)

Benzer Yazılar

2 Yorum

  1. Bunlar örtülü çıplaklar.
    Hocam sıkıntı herhalde birazda bu müslümanların kendi kavramlarını oluşturup, içini dolduramamasından kaynaklanıyor.
    Başörtüsü, tesettür, türban vs. bir sürü kavram atıyorlar ortaya içlerinide islam düşmaları dolduruyor. tanımlamaları onlar yapıyor. Sonra bir bakıyoruz kavramda, içinde taşıdığı manada bize ait olmayan bambaşka bir şeye dönüşmüş/dönüştürülmüş.
    Allah ümmete yardım ede. Rabbim ahir zamanın fitnesinden de ümmeti muhafaza ede.
    Selametle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close