Süleyman DAĞISTANLI

EKMEK PARASI… – Süleyman DAĞISTANLI

ekmek-parasi

EKMEK PARASI… – Süleyman DAĞISTANLI

Ülkenin her bir köşesinde türleri farklı, içerikleri ayrı ama isimleri ortak olan tek şey zulüm. Her bir bölge ayrı bir mazlumiyete sahip, her bir hayat ayrı bir acıya ev sahipliği yapıyor. Ülkenin dört bir yanında analar hep aynı sebeplerden dolayı bağırlarına taş basıp evlatlarının yitip gitmesini izliyorlar; Ekmek parası… Babalar “benim oğlan gitti mi” diyor her an yitip gideceğini bekliyor olmanın verdiği o acı soğuklukla.(2) Ekmek parası diyor eşler, “çalışması lazım” demekten alamıyor kendini mazlum yavrular. Hep aynı kavga hep aynı amaç; ekmek parası… (3) Geçim derdi değil “ekmek parası”… Geçinmek lüks olmuş viran olmuş şu memlekette. Ekmek olsa kanaat eder halde insanlar. Yerin yüzlerce metre altında, evine sadece ekmek getirebiliyor, çamaşır makinesi, buzdolabı yok, alamıyor da zaten, arttırıp dolaba koyacak bir parça aşı kalmıyor ondandır belki de.(1) Vicdanlarımız her gün biraz daha kanıyor, kinlerimiz her gün daha da bileniyor ve gözyaşlarımızı daha bir inatla gizliyor, yumruklarımızı daha bir hırsla sıkıyoruz. Çünkü ölen biziz, akan kan bizim kanımız, ölen bizim kardeşimiz, geride kalan bizim anamız. Biz hepimiz aynı ümmetin, aynı vatanın evlatlarıyız. Ezilen ve zulme uğrayan, Allah’tan başka sahibi olmayan ve bize bu zulümleri reva görenlerden başka düşmanı olmayan dava arkadaşları, kader ortakları kısaca bir vücudun azalarıyız. Yer üstünde zulme uğrayan da, yer altında öldürülen de bizim kanımızdan bizim canımızdan. Dün yer altında, bugün yer üstünde ölüme gönderilen kardeşlerimize içimizden gelenleri anlatmak, onları anlamak, onlardan bihaber olanlara bir mesaj göndermek için gündem etmeliyiz yapılan her bir zulmü. Unutturulmasına, suçun failler dışındakilere atılmasına fırsat vermemeliyiz. Zulmün içeriğini de zalimin kendisini de haykırmak lazım bizleri duymayanlara, duyamayanlar, duymak istemeyenlere.

Bu sabah haber siteleri “Katliam gibi kaza” başlıklı bir haber verdiler. Başlığında “Gibisi” ve “kaza” kelimesi fazla olan haberde ortaya çıkan acı gerçekler, ülkede var olan hazin tablonun bir kez daha gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Zira kazanın nedeni, oluş şekli ve yetkililerin(!) açıklamaları, ayağımıza takılan taştan tutun da madende ölen işçiye, trafik kazasında yaşamını yitiren insanlara kadar tüm bu olayların sorumlusunun habis ağacın habis dalları olan bu sistem olduğunu bir kez daha ispatlar nitelikte.

Konya’nın bir ilçesinden elma toplamak üzere Isparta’nın bir ilçesine giden bu insanlar, bir köyden ve ilçenin bir mahallesinden toplanan ve gidilecek yolun 40 km’sini kat ettikten sonra kaza yapıyor ve içlerinde genç, yaşlı, kadın, erkek tam 18 kişi ölüyor. Öncelikle dikkat çeken nokta, bu kadar insanı toplayıp yola düşen, 40 km yol kat eden aracın kaza yaptığı saat; sabah saat 7:00. Şöyle bir düşündüğünüzde bu insanlar en az saat 5:00 de kalkmış ve yollara düşmüş olmalılar diye düşünüyorsunuz. Bu arada bu insanların bulundukları yerde güneş saat 6:15’de doğuyor. Gece karanlığında günlüğü 35 liraya, onca mesafeye, bu mevsime rağmen yola düşen bir lise çocuğu, 4 yaşında ki çocuğu ile bir anne, 58 yaşında bir teyze, 65 yaşında bir amca. Hepsinin tek bir amacı var bunca zahmete karşılık, helalinden 35 lira kazanmak. Güneş batmadan bitmez mesai. Bittikten sonra eve dönüş önemli değil gece uzun nasıl olsa. Ama yarın geri gelmeli. Ekmek parası… Minibüs 25 kişilik ve araca 46 kişi biniyor. Ölenlerin 14’ü kadın, yani anne. Biri 15 yaşında bir fidan henüz 9.sınıf öğrencisi, harçlık çıkartmaya gidiyor. Biri 58 yaşında bir teyze belli ki çalışması gerekiyormuş. Ekmek parası…

Ya geride kalanlar? Kazada dört yakınını kaybeden ve morgun önünde “olmaz olsun şu fakirlik” diyen bir anne. “Hafta içi olduğu için 46 kişi, hafta sonu olsaydı 80 kişi olurdu o arabada” diyen 18 yaşında ki bir genç. Ekmek parası diyen kucağında 4 yaşında ki torunu ve kızı ile birlikte kazadan kurtulan 65 yaşında ki bir amca. Olmuyor demek ki, kaç yaşında olursan ol çalışman lazım ekmek kazanmak için. 15,20, 25, 65. Kadın ya da erkek olmanın hiçbir şey değiştirmediğini her yaşta ve şartta ekmek kazanmak için çalışmanın zorunlu olduğunu ispat eden 58 yaşında ki bir teyze. Hem de öyle tek başına çalışmak yetmez bir aileyi geçindirmeye. Dede çalışmalı, baba çalışmalı, anne, çocuk, torun… Hepsi çalışmalı. Ekmek parası…

Sahi düşündük mü hiç annemizi, babamızı, kaç yaşındalar? Acaba gidebilir mi 58 yaşında annemiz, başka bir şehirde elma toplamaya, ya da 65 yaşına gelmiş babamız nasıl çalışabilir onca yolu aşıp 35 tl için elma bahçelerinde. Çalışıyor işte hem anne hem baba hem çocuk hem torun hem dede hem nene. Ekmek parası…

“Üç araba ile gelmişler, jandarma kontrol noktasını geçmişler, ondan sonra üç arabadakilerin tamamı bir arabaya binmişler” diyen ve ölenler dışında herkesi piru pak eden, bir de “bu ibret olsun hepimize” diyerek uyarıyı da halka yapan bir vali… Makam sevdası…

“Fren patladı, yük ağırdı, süratliydi, viraj keskindi” gibi teknik nedenler ile kazanın nedenini açıklayan ancak asıl sorulması gereken soruları sormayan, kendilerini bu işten soyutlayan yetkililer(!). Rejim sevdası…

Neden aynı aileden 4 kişi çalışmak zorunda kalıyor? Geçimi bu kadar zorlaştıran da “dayı başı” mı? 15 yaşında ki gençten 65 yaşında ki amcaya kadar neden bu insanlar sabahın o saatinde, 35 lira için onca yolu aşıp akşama kadar çalışıyor? Yoksa onların 10 bin dolar milli gelirini(!) kendinize mi sakladınız, yandaşlarınıza mı peşkeş çektiniz? İnsanlar neden bir arabaya 2 kat 3 kat yolcu bindiriyor? Ülke kaynakları israf olmasın(!) diye mi yoksa dünyanın en pahalı yakıtını kullanıyor diye mi? Sabahın erken saatinde yola düşen ortaokul, lise çocuğu hafta içi okul yerine başka bir şehre elma toplamaya neden gidiyor acaba? Dersleri boş olduğu için mi? Evde dolapları boş olduğu için mi? Ölenlerin çoğu kadın, nerde bu kadınların eşleri, onları hangi madende karın tokluğuna köle yaptınız da geçinmek için eşleri de çalışmak zorunda kalıyor?

Demek ki neymiş, yaptığınız yollarda keramet yokmuş. Düzeltmeniz gereken yollar değil, o yollarda karın tokluğuna başka bir şehre çalışmaya giden insanların durumuymuş. Demek ki emniyet kemeri de can kurtarmıyormuş 25 kişilik araca binen 46 mazlum insanı. Gelişmiş(!) ekonominiz, kişi başına düştüğünü söylediğiniz 10 bin(!) dolarınız, sırça köşkleriniz, mantıklı açıklamalarınız(!), izahatlarınız, uydurduğunuz kılıflarınız halkımızı her gün farklı şekillerde katlettiğiniz gerçeğini değiştirmiyor. Tek başınıza bindiğiniz trilyonluk arabalarınız, 1000 odalı saraylarınız, 46 işçinin bir günde kazandığının tamamından fazlasına dizdirdiğiniz sofralarınız bu halktan çaldıklarınızdır. Halktan çaldıkça halkı fakirleştirdiniz, fakirleştikçe istediğiniz şartlarda köle gibi çalıştırmaya mecbur bıraktınız, kana susadıkça da gözünüzü kırpmadan bu halkı öldürdünüz, ölüme terk ettiniz.
Öldürün, ölüme terk edin bu halkı, bin, on bin, yüz bin, bir milyon… Bu halktan milyonları da öldürseniz geriye kalan milyonlar sizleri yok edecek ve atalarınızın yanına, tarihin çöplüğüne, cehennemin en derin çukuruna gönderecektir inşallah.

(1) https://www.halkhaber.org/2014/10/31/video-madencilerin-cigerleri-daglayan-hayat-mucadelesi/
(2) http://www.halkhaber.in/2014/10/30/madencinin-annesi-oglum-yuzme-de-bilmezdi-suyun-icinde-ne-yapti/
(3) https://www.halkhaber.org/2014/10/30/video-madencinin-esi-once-ac-biraktilar-simdi-de-canimizi-aldilar/

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close