Musa GÜNEŞYazarlar'dan...Yazarlarımız'dan...

Demokrasi Ve Tehlikeleri

Demokrasi Ve Tehlikeleri- Musa Güneş

Demokrasi kelimesinin aslı, Yunanca dimokratia (δῆμος, yani dimos, halk ile κράτος, yani kratia iktidar) kelimesinden türemiştir. Anlamı, “halkın yönetimi” demektir. Türkçeye, Fransızca démocratie kelimesinden geçmiştir. Hepimizin artık yakından tanıdığını iddia ettiği bir kelime. ‘Halkın kendi kendini yönetmesi’

Bu yönetim şeklinin benimsenmesi muhtemelen diğer yönetim şekillerinden çok daha iyi olduğunun düşünülmesinden dolayıdır. Diğer yönetim biçimlerine kısaca değinecek olursak; Oligarşi (Ülkeyi bir grubun yönetmesidir), Otoriter Yönetim (Siyasal iktidar yetkilerini tek elde toplandığı yönetim biçimidir), Teokrasi (Devletin, dini kurallara dayanılarak yönetilmesidir), Teokratik Egemenlik (Ülkeyi idare etme yetkisinin tanrıdan alındığına ve egemenliğin kaynağının tanrı olduğuna dayanan yönetim anlayışıdır.), Komünizm (Sanayi devriminin getirdiği sorunlar ve işçi sınıfının sömürülmesine karşı çıkan bir akımdır), Nasyonal Sosyalizm (Nazizim) (Tek Parti ve siyasi görüş vardır. Baskıcıdır.)

Bilinçaltımıza zorla yerleştirilen demokrasi kavramı, diğer yönetim şekillerini eleştirip medyayla kendisinin sorunsuz, kusursuz olduğunu adeta bizlere kabul ettirmiştir. Zihinlere demokrasinin ‘Allahın bir nimeti’ algısı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ve bunda da büyük ölçüde başarılı olunmuştur. Artık insanların büyük çoğunluğu Demokrasinin zararları olabileceğini düşünmez, düşünenleri de ‘geri kafalılık’ ile suçlar.

İşte tam burada; Platon (milattan önce 427- 347 yılları arasında yaşamış bir Yunan feylosofu)’nun “Devlet” isimli eserinden demokrasi ile ilgili günümüze de ışık tutacak sözlerinden alıntı yapmak istiyoruz. Diyor ki;

“Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ancak toplumun kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye, tek bir kişinin mutlak, sınırsız biçimde iktidarı elinde tuttuğu bir siyasal sisteme evrilir. Halk övülmeyi sever. Onun için güzel sözlü halk avcıları (demagoglar) yetersiz de olsalar başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği de sanılır.

Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse, oligarşi, az sayıda kişinin iktidarı elinde bulundurduğu düzen oluşur. Sürdürülürse halk avcıları, demagoglar türer. Halk avcılarından (demogoglardan) da diktatörler çıkar.”

Eğer toplum iyi eğitim görmemişse otokrasiye giden yolu açabilir. Kendisi gibi konuşan, kendilerini öven can düşmanlarına, canını bile feda edebilir. Bediüzzaman Said Nursinin tabiriyle ‘Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder.’ Güzel söz söyleyen, halkın ağzından konuşan, sanatçılar! söz ustaları! şaklabanlar rahatlıkla seçilip ülke yönetebilmektedir bu sistemde. Öyle ki; siyasetten, ekonomiden, eğitimden, adaletten…anlamamasına rağmen, oy toplamasını bilen herkes rahatlıkla devleti idare edebilmektedir.

“Bir insanı kandırmak, onu kandırıldığına inandırmaktan daha kolaydır”—Mark Twain. İşte demokrasilerde insanları en iyi kandıranlar o ülkeyi yönetmeye hak kazanır. Ve o kişilerin kandırıldıklarına inandırmak ise imkansıza yakındır. Demokrasinin günümüzde geldiği boyut da ise sadece zenginler aday olabilmekte ve zenginler Başkan, Vekil olabilmektedir. Bir sorun kendinize; ‘meclisteki 550 vekilden 1 tane bile fakir olan var mı?’ Seçimleri yakından takip edenler bilirler ki; vekiller daha vekil olmadan milyarlar verip aday adayı olabilirler. Bu milyarları verecek fakir var mı? Kısacası; fakir isen bırak vekil olmayı aday adayı bile olamazsın. Şimdi soru şu; fakir olmayan bir insan, yoksulların neler çektiğinden anlayabilir mi, eğitimsiz olmalarına rağmen eğitimdeki sorunları görme imkanları var mıdır, kendilerini destekleyen adalet sistemlerinin yoksullar için nasıl sorunlar çıkardıklarını görebilirler mi?.. Tabi ki bunların hiçbiri beklenmemelidir. Kısacası Ali Şeriati’ye atfedilen; ‘demokrasilerde binlerce fakir bir zengini seçmeye gider’ sözünü bütün türevleriyle görmekteyiz.

Demokrasilerde sistem size birkaç aday sunar ve bunlar içinden seçim yapmanızı ister. Onları şahsen tanımanıza ise hiç gerek yoktur. Sizlerde ağzı iyi laf yapana, beden dilini iyi kullananlara destek olursunuz. İleri sürülen adaylar iyi de olsa kötü olsa birine destek olma zorunluluğunu size hissettirirler. ‘ZULME ORTAK OLUYORUZ, FARKINDA MISINIZ?’ (1) makalemizde de ele aldığımız gibi zulme engel olamıyorsanız ortak da olmayın, bu demokrasi sisteminde. Eğer Amerikada yaşarsanız demokrasi size 2 aday gösterir ve bu 2 aday dışında bir seçim yapamazsınız. Yani üçüncü bir adayı sizin belirleme hakkınız yoktur. Bir sınava girdiğinizi düşünün ve size 5 şık sunulduğunu hayal edin. Cevabı bu 5 şıkkın dışında bulmanız bile size bu şıklardan başkasını işaretleyebilme hakkı vermez. Demokrasilerde sistem öyle bir şey ki sizin önünüzde açtığı birkaç yoldan başka bir yolu kullanamazsınız. Yeni bir yol açmanızı size düşündürmez ve bu yollardan birini muhakkak seçmeniz gerektiğini siz hissettirir. Halbuki yeni bir yol açamıyorsanız bile o yollardan birini kullanmadan da yerinizde durabilirsiniz. Çünkü seçtiğiniz her yol- her şık, yolu çizenin şıkkı yerleştirenin arzusudur.

Peki ne yapmalı? Bize göre 3 yol vardır; ya herkes oy kullanmamalı. Çünkü çoğunluk eğitimsiz ve oyun ne işe yaradığını bile bilmemektedir. Ve kandırılmaları ise çok çok rahattır. Kendisi için çok basit şeyleri bile ele alıp (mesela; evimin önündeki sokak lambasını yaptı diye bu kişiye oy veriyorum) destek olabilmektedir. Çünkü bu insanların çoğu küresel ekonomiden, siyasetten ziyade ailesi için bir parça ekmek getirebilmenin derdindedir. Aslında bu kesimin farkında olan sistem, halka bir parça ekmekten fazla vermemekte böylelikle kendilerinin eleştirilmesi imkansız hale gelmektedir. Bir lokma ekmek bulamayan insan siyasetle uğraşacak zamanı nerden bulacaktır! İkinci yol ise; halka sunulan adayların halkın tanıma imkanı olmadığı için bu adaylar; zekiler, siyaset bilimciler, ekonomistler…gibi bilgili insanlar tarafından değerlendirilmeli daha sonra halka sunulmalıdır. Farabinin liderlik özelliklerini anlattığı şu özellikleri sağlayan insanlar içinde halk seçim yapabilmelidir. Bu özellikler; Sağlam bir beden, Sözü anlama kudreti, Güçlü bir hafıza,  En küçük kanıtı değerlendirecek bir zekâ, Düşündüklerini açıklayabilecek kıvraklıkta bir dil, Öğretmeyi ve öğrenmeyi sevmek,  Yemeye, içmeye ve kadınlara düşkün olmamak, Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek, Altın ve gümüşün değil, yüceliğin peşinde koşmak, Adaleti sevmek, zulümden nefret etmek, Adalet isteyenlere karşı ılımlı, kötülere karşı sert bir mizaç,  Doğruları korkmadan cesaretle hayata geçirebilecek bir azim ve irade, en önemlisi de bilgelik. Bu özellikleri ölçebilecek bağımsız sistem olmalıdır. Bu özelliklerin tamamı liderlerde eksiksiz olarak bulunmalıdır. Sorun kendinize, demokrasi bu özelliklere sahip liderleri bize sunabiliyor mu? Üçüncü yol ise; eğer sayılan 2 yol yoksa –ki ülkemizde göremiyoruz- hiçbir şıkkı seçmemek, ortak olmamak.

 

 

 

 

  • https://www.halkhaber.org/zulme-ortak-oluyoruz-farkinda-misiniz-musa-gunes/

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close