Halk Haber'den...

Felsefeye İslâmi Bir Bakış – Ömer Faruk YILMAZER

felsefeye-islami-bir-bakis-omer-faruk-yilmazer

Felsefeye İslâmi Bir Bakış ; Sürmesini Bilmiyorsan Kurcalamayacaksın!!!
Kur’an-ı Kerim düşünmeyenleri “kör, sağır ve dilsiz” olarak nitelendirir.(1) Düşünmeyen insan diğer canlılardan farksızdır. Ama bilgi altyapısı olmadan düşünce olmaz. Efendimiz (S.A.V); “İlim rütbesi tüm rütbelerin üstündedir.” buyurmuştur. İşte felsefe ilmi, evrendeki her olayın, varlığın ve hayatın mahiyetini anlamaya yöneliktir. Yani bir filozofun düşündüğü temel nokta bu dünyaya niçin geldiği ve burada ne yapması, nasıl hareket etmesi gerektiğidir. Bu da insanı Kur’an da vurgulanan Yaradılış Gayesine götüren en temel düşüncedir. İnsan çevresine bakıp en küçüğünden en büyüğüne kadar bu muazzam varlıkları incelediği ve her birinin bir amacı olduğunu fark ettiği zaman; bu varlıkları yaratan bir yaratıcı olduğunu ve kendisinin de bu varlıklar gibi bir amacı olduğunu düşünerek Allah’ı ve bu hayatın amacı olan Allah’a kulluğu bulabilir.(2) Tabii ki buradaki düşünceden varlık üzerinde tutarlı-sistemli-disiplinli düşünmedir, bu da felsefi düşünceyi meydana getirir. “Bir anlık düşünce (tefekkür) bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.” hadis-i şerifi ile de anlatılan düşünme, düşündükçe insanoğluna Yaratanın yüceliğini kavrayabilme imkanı sunan düşüncedir. Nitekim 20. yüzyılın en büyük devrimcisi olan, toplumu gerçek manada kurtuluşa götüren, aydınlatan ve doğru yolu gösteren İmam Humeyni de “Felsefe eşyanın Allah’la bağlantısını bilmenin genel kurallarından bahseder” diyerek felsefi düşünmenin önemini vurgulamıştır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim de Hz. İbrahim’in güneş, ay ve yıldızların hareketlerini takip ederek Rabbini bulması bize en güzel örnektir.

Diyebilirsiniz ki biz zaten elhamdülillah Müslümanız ; Rabbimizi bulmuşuz ve kulluk yapmaya çalışıyoruz, ne gerek vardı bu açıklamalara?
Cevabım şudur: bu açıklamanın sebebi, felsefe hakkında araştırma yapmayan ve sağdan soldan duyduğu sözlerle felsefeyi eleştirip; felsefeyi İslam’a aykırı bir ilim, felsefecileri de İslam’la alakası olmayan kişiler olarak düşünen zihniyetin ne kadar yanlış olduğunu ayrıca İslam’ı en iyi yaşayanların felsefeciler/filozoflar olduğunu göstermektir!!! (sözüm meclisten dışarı)

Şimdi bu cümlenin ardından yok artık, daha neler vb. sesleri duyar gibiyim…. Bunun nedeni kavram karmaşası…
Yani benim felsefe ve felsefeci kavramlarından anladığımla sizin anladıklarınızın farklı olması. Bu farkı ortadan kaldırmak için yukarıda da bahsettik ama yine de bir daha vurgulayalım felsefeci toplumun çoğunluğunun düşünmediği ve aynı zamanda çok önemli olan konular hakkında tefekkür eder. Bu açıdan baktığımızda Mevlana, İmam Gazali, İbni Sina, Farabi vs. bir çok alim felsefecidir. Çünkü toplum tabiri caizse boş işlerle uğraşırken, yaradılış gayesini unutmuşken, ilme hiçbir katkı yapmazken bu alimler düşünerek ve araştırarak halkı aydınlatmış , doğru yolu göstermişler ve her yönden halka faydalı olmuşlardır. İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kişiler de bu zâtlardır aynı zamanda…

Ayrıca ünlü filozoflardan Sokrates’in hayatına baktığımızda adeta bütün hayatını emri bil maruf ve nehyi anil münkere adamış olduğunu görüyoruz. Sokrates hayatı boyunca doğruları söylemiş yanlış yolda olanları anladıkları dilden; anlayışlı kişileri güzel bir dille, kendini beğenmiş kişileri alaya alarak doğru yolu göstermeye çalışmıştır. Bu da kendini beğenmiş, her şeyi bildiğini sanan ama hiçbir şey bilmeyen bazı kesimleri rahatsız etmiş sonuç olarak ise çeşitli bahanelerle Sokrates’e dava açmışlardır. Sokrates gerçekten bütün suçlamalara mantıklı cevaplar verdiği halde yine de ölüme mahkum edilmiştir. Sebebi ise hakkı ve hakikati tüm gücüyle bütün hayatı boyunca savunmuş olmasıdır. Ölüme mahkum edildiğinde 70 yaşında olan Sokrates sürgün teklifini kabul etmemiştir. Çünkü sürgüne gittiğinde bu suçlamaları kabul etmiş olacaktı. Bu yüzden de gittiği yerde istediği gibi konuşamayacaktı. Bu ise Sokrates için ölmeden önce ölmekti… Hakkı ve hakikati savunmaktan vazgeçemeyeceği için onursuzca yaşamaktansa şerefiyle ölmeyi tercih etti. Nitekim peygamberlere baktığımızda hiçbir ortamda hakkı ve hakikati savunmayı bırakmamışlar ve ağaç içinde testere ile kesilmişlerdir.

Madem felsefe bu kadar iyi neden ona karşı kötü bir yaklaşım var?

Birinci neden daha öncede vurguladığım gibi bilgisizlik. İkinci neden ise antik yunandaki bazı felsefecilerin insanın ve evrenin var oluşu hakkında saçma ve birbiriyle hatta kendi içlerinde çelişen fikirlerin olması. Ama Peygamberimiz bir hadisinde “ilim Müminin yitik malıdır onu nerde bulursa almalıdır.” buyurmaktır. Bizde bir Mümin olarak bu ilmin bize faydalı olan kısmını alacağız zaten, hepsini değil.

Ayrıca felsefeye kötü yaklaşımın bir diğer nedeni ise tarihte felsfeyle uğraşıp yoldan çıkanlar ve kafayı yiyenlerin de olması.

Buna da şöyle bir örnek vermek istiyorum. Bir araba ve ehliyetsiz acemi bir şoför düşünelim. Bu şoförümüz trafikte giderken durması gereken yerde fren yerine gaza basıyor ve kaza yapıyor. Şimdi burada suçlu araba mı yoksa acemi şoför mü? Tabi ki de şoför. Yani bu kaza sonucu araba sürmeyi bilen birisi o arabayı kullanabilir. Felsefe de bu araç gibidir, Sürmesini Bilmiyorsan Kurcalamayacaksın!!! Bir kişi kaza yaptı diye araç trafikten kaldırılmayacağı gibi, birkaç kişi yoldan çıktı diye felsefede ilimler arasından silinemez.

Aslında bütün bilimler için bu geçerlidir. Örneğin günümüz de önemli bir yeri olan doktorluk. Bir doktor insandaki muazzam özellikleri görerek Allah’a imanı artacağı gibi, her hastalığın bir maddi sebebi vardır, manevi sebebi yoktur ve dua ile hasta iyileşmez diyerek dinden de çıkabilir. Şimdi bu doktor yüzünden tıp ilmi ile uğraşılmasın mı?

Neyse, son olarak felsefeyi eleştirenlerin diğer ve en büyük dayanağı da İmam Gazalinin yanlış yorumlanmış felsefe görüşüdür. İlk olarak Gazali’nin düşünceleri, o dönemde İslam dünyasının karşı karşıya olduğu sosyal, siyasi, dini ve kültürel problemler iyi bilinmeden değerlendirilmemelidir.. o dönemde Mısır’da Batini görüşe mensup olan Fatımi’lerin Abbasi devletini yıkmaya yönelik çalışmaları ve iktidara gelmek için ilmi, ideolojilerine alet etmeleri, İslam ile alakası olmayan akımları İslami gibi göstermeleri ve bunu da en çok felsefe üzerinden yapmaları Gazali’nin felsefeyi eleştirmesindeki en önemli etkendir. Gazali bunların önüne geçmek için Tehafütü’l Felasife’yi kaleme almıştır. Burada art niyetli kişilerin planlarını bozmak için onlara malzeme olacak bütün noktaları ağır bir şekilde eleştirmiştir ama felsefeyi tümden silmemiş ve “Sürmesini Bilmiyorsan Kurcalamayacaksın” cümlesine paralel olarak Gazali: avam kesimin felsefeyi anlayamayacağından, onları bu konuya yaklaştırmamak gerektiğini savunmuş ve felsefe konusu itibarıyla ancak ilim ehlinin işidir demiştir…

Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatüh…

(1)Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.( Enfal 8/22)
(2)Ben cinleri ve insanlan ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.( Zariyat 51/56 )

Benzer Yazılar

29 Yorum

  1. ibn-i sina, farabi gibi insanlar hem felsefeci hem kendi alanlarında, kendi asırlarında ses getiren insanlardı. İslam’a ilim ve bilim olarak da katkıları olmuştur. ama sizin dediğiniz tarzda İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kişiler değillerdi. hatta imam gazali farabi ve ibn-i sinanın düşüncelerini eleştirmiş onları şirk ile suçlamıştır.

    Yazılmış olan bu yorumda belirtilen filozofların felsefecilerin hakikatla tam olarak bağdaşmadığı sevk edilmiştir fakat buna hangi açıdan balıldıgıda çok önemlidir.İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kişiler de bu zâtlardır aynı zamanda…Cümlesinde geçen görüşe bakacak olursak her insanın her varlığın kendine özgü düşünce ve fikri vardır . Kimin ne açıdan nasıl hangi yanlış ve doğrulara bakarak değerlendirmesi önemlidir insanı ayrı kılan apaçık gerçeklerden biride bu farklı düşünce sistemidir. Evet onlarda insan onlarında birer nefsi ve diraneti hakikat ki vardır peygamber degildirlerki şaşırmasınlar.İmam gazalinin belirttiği üzere bu felsefeciler birnevi kafir sayılabilir ama yaptıkları işlere baktığımız zaman islama hizmette olabildiğince ellerinde geldiğince uğraştığını da görebiliriz.İslam için uğraşan kişiler bir nebze de olsa kurtulabilirler.ALLAHIN BAGIŞLAYICI OLDUNU BİLEN BUNU ANLAYABİLİR. VESELAM.

    1. benim cümlelerim de felsefeci olanların hakikatı tam manası ile anlayamaz düşüncesini nasıl çıkardınız anlamadım,,,,,

      ben Ömer Faruk hocamızın iddiası olan İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kimselerdir, cümlesinin eleştirmiştim.

      felsefeci olarak genelleme yapmayarak sadece bu şahsiyetlere yapılan yorumu, imam gazali ve üstadın sözlerini referans göstererek eleştirmiştim.

      elbette Allah çok esirgeyen ve bağışlayandır. ben onların yaptıklarını da ilk cümlelerimde övdüm ve yapmış oldukları çalışmardan Allah razı olsun. ama bir gerçeklikte var ki bu insalar Üstadın deyimi ile (ben söylemiyorum) “İbn-i Sina ve Farabî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdi bir mü’min derecesini ancak kazanabilmişler.” yani bunlar o zamanın İslam’ en güzel anlayan iddiasını çürütmüş olduğu kanısındayım………

      Cevdet CİHANGİR kardeş siz Ömer Faruk hocamızın dediği cümleyi tevil etmeye çalışmışsınız ama…… siz bir nevi kafir sayılabilirler diyerek imam gazalinin düşüncesine katılmış ( ki ben imam gazaliye katılmıyorum) VE onlarda yanlış yapabilir, demeniz Ömer faruk hocamızın dediği cümleyi eleştirmektir ve buna katılmamaktır…

      1. Bir nurcu kardesim sen benim yazmıs oldugum yorumu tamamen yanlış telafuz etmişsin.Bir nevi kafir sayılabilirler ama islama yararları oldukları için kurtulada bilirler.Burada benim kast etmeye çalıştıgım kafir olduklarını kabul etmek degil onu yapılan yorum uzerinden okuyup kafir olarak deginilmişcesine anlatmaktır.Ama ortada kabullenme yoktur.Ve ayrıca onlarda yanlıs yapabilirler dogrudur yanlış yapabilirler.O yaptıkları yanlışlar sebebiyle bir mumin derecesine ancak erişebilmişlerdir dogrudur.Ama imam gazalinin dedigi üzerine şirk ile suçlanacak derreceye kadar düşmemişler ve kurtulma şanslarının oldugunuda belirtmek istemiştim…

        1. benim anlatmak istediğim şey de bu sizin de söyledikleriniz ve imam gazalinin söylediği ve üstadın söylediği şeyleri birleştirince “İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kişiler de bu zâtlardır aynı zamanda” cümlesinin çürüttüğünü söylemek istemişimdir……

          ve hakiki ve tam manasıyla Öz Muhammedi İslam’ı anlatan kişilerde peygamberler ve onların varisleri olan alimlerdir…..

          1. Evet o belirttiginiz cümle çok çelişkilidir.(“İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kişiler de bu zâtlardır aynı zamanda”)
            Bu konuda görüş farklılıgı yaşanıyor olabilir ama belitmiş oldugunuz görüş bencede biraz yanlış yazılmıştır…

  2. Gazali’nin tehafütül felasife eserinde açıkça filozofların tekfir edildiğini görüyoruz.özellikle yirmi meselede eleştirilerini toplayan Gazali 17 şinde filozofları ehli bidat,3 konudada ehli küfür olduklarını söyleme mişmidir?ayrıca farabi ve ibini sinada Gazali’nin elinden kurtulamamışlardır.ibni rüşd sırf bu yüzden Gazali’nin meseleyi saptırdığı gerekçesiyle tehafütüt tehafütü kaleme almamış mıdır?ayrıca bugün sünni camianın felsefeye önyargılı duruşunun müsebbibi Gazali değil midir?bence Gazali konusunda biraz iddialı konuşmuşsunuz.

  3. selamunaleyküm ömer faruk hocam yazınızı ve yazınızla ilgili yorumları okudum bir yorum dikkatimi çekti:

    “Sonuç olarak Sokrates aslında bütün peygamber ve takipçilerinin yaptığı gibi nabza göre şerbet veriyor.”

    cümlesinde “nabza göre şerbet vermek” deyimini biraz açarsanız sevinirim. acaba bu deyim olumsuz anlamda da kullanılmaya müsait bir deyim olabilirmi?

  4. sayın hocam felsefe- hikmet ilişkisini anlatan yazınızı sabırla bekliyoruz. allaha emanet olun

  5. 49:11 – Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.
    104:1 – Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!

    sayın hocam açıklamalarınız gerçekten çok güzel fakat yukarıdaki ayetler alay etme yöntemini nebevi bir metod olarak kullanmayı yasaklıyor olabilirmi?
    verdiğiniz örnekler kafama yattı fakat direk olarak alay konusu ile ilgili paygamberlerin ve büyük davetçi şahsiyetlerinde alay metodu varmı ? örnek verirseniz sevinirim

  6. hocam islam filozofları ile batı filozofları birbirlerini olumlu yada olumsuz noktalarda etkilemişlermidir?
    islami ilimlerdeki ‘hikmet’ kavramıyla sizin kasteddiğiniz felsefe aynımıdır? biraz açarsanız sevinirim

    1. İslam filozofları ile batı filozofları birbirlerinden etkilendikleri noktalar var ama o burada anlatılacak kadar kısa bir konu değil. Yazı da geçen felsefe ile hikmet aşağı yukarı aynı şeyler ama farklılıkları da var. bunu inşaallah Felsefe-Hikmet ilişkisi altında farklı bir yazı da inceleyelim inşaallah.

  7. “Ayrıca ünlü filozoflardan Sokrates’in hayatına baktığımızda adeta bütün hayatını emri bil maruf ve nehyi anil münkere adamış olduğunu görüyoruz. Sokrates hayatı boyunca doğruları söylemiş yanlış yolda olanları anladıkları dilden; anlayışlı kişileri güzel bir dille, kendini beğenmiş kişileri alaya alarak doğru yolu göstermeye çalışmıştır.”

    yazınızdan aldığım bu bölümde sokratesin emri maruf ve nehyi münkeri yerine getiren biri olarak söylemişsiniz. soru şu allahu teala biz elçi göndermedik hiç bir kavim bırakmadık diyor. acaba sokrates böyle bir elçimidir ?yoksa ilahi bir elçinin izinden giden kutlu bir takipçimidir ?
    diğer sorum şu yukarıdaki sorulara verdiğiniz cevap olumlu ise elçiler yada takipçileri insanları uyarmaya ve uyandırmaya çalışırken ‘alay’ metodu kullandıkları bir yöntemmidir ?

    1. Sokrates içinden gelen ilahi bir sesten bahseder ve ona çoğu zaman yön verdiğini söyler. Nitekim en son idam edileceği zamanda, idamı istemesinin sebeplerinden biri olarak o sesin bu yaptığını engellememesidir. Bu açıdan bakıldığında Sokrates bir elçi veya elçinin takipçisi olabilir. Kan dönmekte Peygamber ve takipçilerinin metotları arasında yoktur ama kafir ve müşrik düzenlerin çıkarmış olduğu sıkıntılardan dolayı savaşlar yapılmış ve bir çok insanın kanı dökülmüştür. Yine bir insana kasten zarar vermek de Peygamber ve takipçilerinin metodunda yoktur. Ama Peygamberimizin varisi olan Hz. Ali kardeşinin hazineden para istemesi sonucu eline kızgın demir uzatıyor ve elini yakıyor, amaç ise istediğinin cehennem ateşi olduğunu belirmek. Bu buna benzer bir çok örnek verilebilir…. Yazıda da geçtiği üzere Sokrates zaten alay metodunu herkese uygulamıyor. Laf anlamayan, kibirli, karşıdakini küçümseyen kişilere karşı kullanıyor, bunu yine onların iyiliği için, onları uyandırmak için yapıyor.

  8. Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil.(Mesnevi-i Nuriye, Sayfa 86)
    üstad said nursinin bu sözünde felsefe, din ve kalb(insanların duygu ve düşüncelerine hükmeden manevi atmosfer)den farklı mı söylenmiş acaba bilgi verebilirmisiniz.

    1. Âlem-i insaniyette, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar iki cereyan-ı azîm, iki silsile-i efkâr, her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salmış, iki şecere-i azîme hükmünde. Biri, silsile-i nübüvvet ve diyanet; diğeri, silsile-i felsefe ve hikmet, gelmiş gidiyor. Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmiş ise, yani silsile-i felsefe, silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse âlem-i insaniyet parlak bir surette bir saa­det, bir hayat-ı içtimaiye geçirmiştir.(30. söz)
      Üstad’ın Mesnevi-i Nuriye de bahsettiği felsefe ve akıl yazıda da geçtiği gibi antik yunan tarzı yani gerçek manada ne akılla ne de İslam’la alakası olan felsefe ve akıdır.

      1. Üstad buradaki ve mesnevi nuriyedeki felsefe aynı manaya gelmektedir. burada felsefenin diyanete sığınması ve itaat etmesi halinde insanlığın saaadete kavuşabileceğini söylemekte,,,,,,,

        mesneviye nuriyede de enbiyaların öğretileriyle yoğrulmuş bir topluma (şarka) felsefe ile yaklaşılarak uyanmanın olmayacağını söylemektedir. ve yine 30. sözdeki felsefeye geri dönersek şarkta felsefe diyanete itaat etmesi gerekmektedir,,,,

        mesnevi nuriyenin sözün devamında “Şarkı intibaha getirdiniz, fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa sa’yiniz ya hebaen gider veya muvakkat, sathi kalır.” demektedir. fıtratına uygun olanı verilmesi gerektiğini söylemektedir kiiiiiiii bunu tersten alırsak yani garbın fıtratına uygun (ki feylozofların ekseriyeti burada çıkmış) felsefe ile akıl ile yaklaşılmalı kiiii mantık dini olan İslama yaklaşsınlar, ortaçağdaki skolastik ve kilisenin yaptıklarından dolayı garbtakiler dinden maneviyattan uzaklaşmışlardır bunlara iman ve inanç ile gidilmez,,,,,

        yani üstadın burada ki felsefe ile antik yunan ve Allahın varlığını inkar eden bir felsefe ve akıldan bahs ettiğini zan etmiyorum ve tam tersi sizin Hz. İbrahim as daki yorumunuzda “sonuçta felsefe argümanlarını kullanarak ya kendisi yada toplumu Allah’a ulaştırmıştır” tarzındaki yorumunuza paralel bir mana ile bakmak gerekiyor,,,,,,

    2. said kardeş; şarkı ayağa kaldırmak için imana ihtiyaç vardır. çünkü islam dünyasında maneviyat-iman-inançtan uzaklaşırsa yenilir ve esir olur,,,, garbın zaten bir manaviyatı yoktur veya bozuk bir inançları vardır,,, bunlar aklı ve felsefeyi kullanarak islamın öğretilerini (ki islam akli ve mantiki bir dindir) bulabilir ve görebilirler bu öğretilerle materyalizm-kapitalizmin kölesi olmaktan kurtulabilirler kiiii şimdiki halklara baktığımız zaman şarktaki halklarda bir islama yöneliş islami bir uyanış görünmekte bu uyanışta Allah’a bağlılık, Allah’a teslimiyet ve Allah’ın kanunlarını istemekle olmaktadır,,,,,, aynı şekilde de garptaki halklarda da bir uyanma söz konusu olmakta kendilerinin inanç sistemlrini ve kendilerinin sömürgeci sistemleri olan kapitalizmi akılları ile sorgulamakta ve İran İslam Cumhuriyetinin tüm insanlığa sunmuş olduğu ÖZ MUHAMMEDİ İSLAM’ı tercih etmeye doğru gitmektedirler ki buna en iyi örnek güney amerikadaki devletleri gösterebiliriz, ABD ve diğer avrupa devletlerindeki yapılan kapitalizme karşı protestolarda da örnek olarak verilebilir diye düşünüyorum,,,,,

      üstadın bu sözünde bile insanlığın İslami bir sistemle, ilahi kanunları ile kurtulacağını bizlere söylemektedir,,,,,

      üstad bu sözleri ile felsefeye karşı olduğu manası çıkmamalıdır “felsefe” adlı kardeşimizin de üstaddan bir söz alarak yapmış olduğu yoruma katılıyorum,,,,, felsefe; insanların ahlak ve kemalatında bir değişme meydana getirmeli, iyiliği doğruluğu ayırma ferasetine kavuşturmalıdır.

      yani felsefe bir bıcak misali gibi,,,,, bıçağı adam öldürmekte kullanırsan bıçak kullanmak haram olur bıçak kötü bir araçtır denir. ama bıçağı sebze ve meyvede kullanırsan bıçak faydalı bir araç hükmüne geçer.

  9. halk haberin bir takipçisi olarak ömer faruk hocamıza, halk haber adına hoşgeldiniz diyor ve yazısından dolayı teşekkür ediyorum. yazınızı ilgiyle okudum ve çok beğendim. yeni yazılarınızı bekliyoruz. allaha emanet olun

  10. felsefeyi düşünmek-tefekkür eetmek aklını kullanmak, ve bu akıl ile de
    Rabbını bulmak ve onun yaratıcılığındaki eşsiz sanat ve marifetlerini anlama olarak tanımlamışsınız.

    zaten bir müslüman da bu noktayı nazarla felsefeye yaklaşmalıdır. Yoksa kendi aklını üstün görüp yaratıcıyı, vahiyi bırakan bir akıl akıl değil bir felsefe felsefe değildir. bu ateş böceğinin kendi ışığını üstün görüp diğer hayvanata ışığım var deyip hava atmasına benzer ki bu tipler güneş ışığını göremez.

    üstad bediüzzamanda felsefe hakkında menfi ve müsbet yönlerinin olduğunu hatta ibn-i sina- farabi ve ömer hayyam gibi zatların felsefenin gösterişli parlaklığına kapıldıkları için makamlarının fazla yükselmediği ve mü’min derecesini ancak kazanabildiklerini söylemiştir. ve üstad ” felsefenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemâlât-ı insaniyeye ve san’atın terakkiyatına hizmet eden kısmı ise, Kur’ân ile barışıktır.” diyerek felsefenin insanlığın ahlak ve kemalına yardımcı olması gerektiğini vurgulamaktadır.

  11. Yanlış anlaşılmasın sokretes sürgünü red edip ölümü kabul etmiş olması sürgün edilince başka bir yerde davasını sürdürenlerin yanlış yaptığı anlamina gelmez…çünkü bediüzzaman ve imam humeyni sürgün edilmiş ve gittikleri yerlerde davayı sürdürmüşlerdir…Allah razı olsun…felsefe hikmeti ortya koyan bilimdir…islamda hikmet çok önemlibir konudur…insanlar birşeyin niçinini nedenini yani hikmetini bilmediklerinde hakkı batıldan ayıramaz ve yoldan saparlar…zalimler insanlarin farkındalıkları gelişmesin diye ya felsefeye karşı olurlar yada felsefe adıyla saçma sapan boş şeylerle uğraştırırlar….

    1. Haklısınız, sürgüne gitmek beraberinde suçlamaları kabul etmeyi getirmeyeceği gibi gittiği yerde hakkı savunmayı da engellemez ama Sokrates’ in düşüncesinde durum öyle değildi ve o bu yüzden kendisi için en doğru yolu seçti.İlginiz için teşekkür ediyorum. Allah yardımcınız olsun….

  12. Davetimize olumlu yanıt veren Ömer Faruk YILMAZER hocamız ilk yazısıyla halka hizmet sürecine dahil olmuştur. Allah yardımcısı olsun. Yeri gelmişken Yazarlarımız’dan bölümünde sitemizin çizgisinde yazı yazmak isteyen kişilere yer olduğunu da belirtmek isteriz. Halk Haber bundan böyle halkın dertleriyle dertlenirken farklı bakış açılarını ve gündemleri de halka sunmayı hedeflemektedir. Kolay Gelsin.

    1. Davetiniz için teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.. Allah tüm Hak ve halk için hizmet veren kardeşlerimin yardımcısı olsun.

  13. ibn-i sina, farabi gibi insanlar hem felsefeci hem kendi alanlarında, kendi asırlarında ses getiren insanlardı. İslam’a ilim ve bilim olarak da katkıları olmuştur. ama sizin dediğiniz tarzda İslam’ı en güzel anlayan ve yaşayan kişiler değillerdi. hatta imam gazali farabi ve ibn-i sinanın düşüncelerini eleştirmiş onları şirk ile suçlamıştır.

    bu konu hakkında 30. sözü okumanızı tavsiye ediyorum.””İşte, felsefenin şu esâsât-ı fâsidesinden ve netâic-i vahîmesindendir ki, İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Farabî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdi bir mü’min derecesini ancak kazanabilmişler. Hattâ, İmam-i Gazalî gibi bir Hüccetü’l-İslâm, onlara o dereceyi de vermemiş. Hem mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mutezile imamları, ziynet-i surîsine meftun olup o mesleğe ciddî temas ederek aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi’ bir mü’min derecesine çıkabilmişler. Hem üdeba-yı İslâmiyenin meşhurlarından, bedbinlikle maruf Ebu’l-Alâ-i Maarrî ve yetimâne ağlayışıyla mevsuf Ömer Hayyam gibilerin, o mesleğin nefs-i emmâreyi okşayan zevkiyle zevklenmesi sebebiyle, ehl-i hakikat ve kemalden bir sille-i tahkir ve tekfir yiyip “Edepsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz” diye zecirkârâne tedip tokatlarını almışlar.”
    Otuzuncu Söz, Birinci Maksat, İkinci Vecih

  14. ve aleyna aleyküm selam,,, halk haberin bir takipçisi olarak ömer faruk kardeşimize hoşgeldin diyor çalışmalarında başarılar diliyorum ve halk haberin haberleriyle ve yazılarıyla anadolu halkımızı tekamüle doğru götürdüğünü görüyor, sabit ve kıvırmayan fikri yapısıyla geniş kitlelere ulaşacağınızı umuyorum,,,,

    — “Hz. İbrahim’in güneş, ay ve yıldızların hareketlerini takip ederek Rabbini bulması bize en güzel örnektir.” cümlesini kullanmışsınız. burada sanki peygamber düşünerek-felsefe yaparak Rabbını bulmştur diye bir mana anladım. ama tefsirlere baktığımız zaman Hz. İbrahim’in yıldız-güneş-ay’a tapma olayı kendisinin Allah’ı bulma değil yaşadığı topluma Allah’ı buldurmaya yöneliktir. yani peygamber burada tebliğ etmiştir amacına ulaşmak içinde böyle bir metod kullanmıştır.

    1. Tebliğ amacına ulaşmak içinde olsa , gerçekten Allah’ı bulmak için bir araç olarak da olsa sonuçta felsefi argümanları kullanarak bize Allah’a ulaşma yöntemini göstermiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İncelediniz mi?

Close
Close