Kaynaklar'dan...

Evini icra yoluyla sattırmayan Gazi ailesi 10 aydır evden çıkmadan direniyor!

hanimkavaklioglu
Evini icra yoluyla sattırmayan Gazi ailesi 10 aydır evden çıkmadan direniyor!

Evinin icra yoluyla satılmasına engel olmaya çalışan Hanım Kavaklıoğlu tam 10 aydır dışarıya çıkmıyor, evini bekliyor. Evi havaya uçurmak için hazırladığı benzin ve tüp gazlar hep elinin altında. Dışarıya çıkmadığı gibi eve de kimseyi almayan Hanım yaşadığı süreci anlattı. Bu röportaj esnasında o içeride biz ise bahçedeydik

Hanım Kavaklıoğlu ve ailesini 10 ay önce tanıdık. Evleri icra yoluyla satışa çıkmıştı. Hanım Kavaklıoğlu ve dört çocuğu tahliyenin durdurulması için kendilerini evlerine kapattılar. İcra işlemi durdurulmasa kendileriyle birlikte evi havaya uçuracaklarını söylediler. Medya kamp kurdu Sultanbeyli’deki evin önünde, icra ekipleri geldi gitti ama Hanım evini terk etmedi, tam 10 aydır dışarıya tek bir adım atmadı, evini bekliyor. Hepsi öğrenci olan dört çocuk da annelerine eşlik etti tam üç ay boyunca. Şimdi onlar normal hayatlarına dönmeye çalışıyor, Hanım’ın nöbeti devam ediyor. Peki ne olmuştu? Kavaklıoğlu ailesi için dokuz yıl önce başladı karabasan. Hanım’ın kayınpederi Bulgaristan göçmeni Eyliman Bey, dört yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul’a göç ediyor. Sultanbeyli’de kök salıyor göçmen aile. Eyliman Bey büyüyüp evleniyor, çoluk çocuğa karışıyor ve devamında Almanya’ya gidiyor çalışmak için. Tüm kazancını Sultanbeyli’ye yatırıyor, ev, arsa, dükkan alıyor. 2004 yılında dükkanını Orhan Eraslan’a kiraya veriyor Eyliman Kavaklıoğlu. Eraslan üç ay sonra dükkanı kapatıp gidiyor. Aile uzun süre olanları fark etmiyor, ta ki icradan tüm mülkleri için satış kararı gelene kadar. Olayı araştırdıklarında görüyorlar ki, Orhan Eraslan’ın elinde 1.5 milyon tutarında senet var. Eraslan bu senetleri Hanım’ın kayınpederinin imzaladığını ve karşılığında ona para verdiğini iddia ediyor. Ve alacağına karşılık ailenin tüm malvarlığını istiyor.

BIÇAK KEMİĞE DAYANINCA
10 ay önce bıçak kemiğe dayanıyor ve Hanım mücadelesini evde sürdürme kararı alıyor. Aradan geçen zaman içinde şebeke mensupları polisin teknik takibine takılıyor, beş kişi cezaevine konuluyor. Son gelen bilgilere göre tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış içeride olanlar. Yani Kavaklıoğlu ailesinin sorunu henüz çözülmüş değil. Bu nedenle Hanım eylemine devam ediyor, evden çıkmıyor. İşin yasal boyutu hukuka aksetmiş durumda, süreç devam ediyor. “Bir anne çocuklarıyla birlikte neden ölmek ister?”, “Bir insan tam 10 ay boyunca dışarıya tek bir adım dahi atmadan nasıl yaşar?”, “Böyle bir hayat o aileye ne yapar?” sorularına yanıt aramak için Hanım Kavaklıoğlu’nun kapısını çaldık. Hanım dışarıya çıkmadığı gibi içeriye de kimseyi almıyor. Biz dışarıda, o içeride gerçekleştirdik röportajı. Biz sorduk, o yanıtladı, hiç durmadan ağladı… İşte Hanım ve dört çocuğunun inanılmaz hikayesi… Orhan Eraslan elindeki senetleri işleme koyarak, icra takibi başlatmış, hal böyle olunca aile yadigarı evi korumak Hanım ve çocuklarına kalmış… Evlerine icra memurlarının geldiği gün kendilerini eve kapattı Hanım ve dört çocuğu. İcra memurları gelmeden önce hazırladıkları gaz dolu şişeleri evin muhtelif yerlerine yerleştirdiler, sağdan soldan topladıkları tüm tüp gazların vanalarını açtılar. Akıllarından geçen, ‘Ölmek var, evden çıkmak yok’ kadar keskin bir düşünceydi. Evden çıkmayacak, gerekirse ev ile birlikte kendilerini havaya uçuracaklardı.

BABA DIŞARIDAN DESTEK VERİYOR
Bu arada evin babası Tuncay Bey dışarıdan desteklemiş ailesini. Onun dışarıda olma nedenini Hanım anlatıyor: “Almadım eşimi içeriye, biz çok kararlıydık, işin ucunda ölüm vardı. Bize bir şey olursa, o sağ kalsın ve hakkımızı arasın istedim.” Kendi yağında kavrulan bir aile Kavaklıoğlu ailesi. Tuncay Bey kendisine ait olan kahvehaneyi işletiyormuş, icra yoluyla el koyulana kadar. Şu anda geçimlerini Tuncay Bey’in arkadaşlarının yardımları ve Sosyal Hizmetler’in çocuklara bağladığı aylıkla karşılıyorlar. Tuncay ve Hanım birbirlerine aşk ile bağlı. 20 yıldır evliler, tanıştıklarında Hanım 18 yaşındaymış. Yıldırım aşkı, hemen evlenmişler. Ama ta baştan beri sorunlar çiftin peşini bırakmamış. Henüz yeni evliyken, askere gitmiş Tuncay Bey, yıl 1995. 14 aylık askerken, görev yaptığı karakolu PKK basmış ve 15 arkadaşı gözlerinin önünde hayatını kaybetmiş. O bu konudan bahsetmeyi istemiyor, onun adına Hanım konuşuyor: “Trabzonluyum ben, eşimle İstanbul’da tanıştık. Tabii birbirimizi çok seviyoruz, yoksa dayanamazdık hayat koşullarına, çok zorluk yaşadık biz. Büyük kızım dokuz aylıktı, eşim 14 aylık askerdi. Bulunduğu karakola PKK saldırdı, arkadaşları gözünün önünde öldü. Eşim ve beş arkadaşını kuzey Irak’a kaçırdılar. Tam 19 ay gelmeyeceğini bile bile camda bekledim. Ve bir gün geri döndüğünde tanıyamadım, zayıflamıştı, topallıyordu, midesi küçülmüştü açlıktan, yemek yiyemiyordu. Hâlâ bacaklarında şarapnel parçaları var, çıkaramadılar.” Nasıl böyle bir karar verdiklerini şöyle açıklıyor Hanım: “Kendi kendime dedim ki ‘Ben haklıyım ama bunu ispat edemiyorum, bunun acısıyla da yaşayamıyorum. Ya evimi o namertlere vermeyeceğim ya da…’ Haksızlar kadar haklıların sesi çıkmazsa hiçbir şey değişmiyor. Evde kalırsam bunun sonu ölmek ama evden çıkarsam benim için ölmekten daha beter olacaktı. Bizim şerefimizle oynanıyor.”

ANNE VE ÇOCUKLARI NÖBETTE
Anne ve çocukları tam bir ekip gibi davranmış, icra memurları gelir de hazırlıksız yakalanırlar diye nöbet tutmuşlar. Geceleri çocuklar beklemiş, gündüz anne. Bütün bunlar olurken polisin teknik takibine takılan çete üyeleri tutuklanarak cezaevine konuldu. Kavaklıoğlu ailesinin canını yakanların 30 kişiyi daha benzer nedenlerle mağdur ettiği ortaya çıktı. Bu gelişme aileyi rahatlattı ama Hanım eylemi bitirmedi, o sonucu bilmek, savcının hazırladığı iddianameyi görmek istiyordu.

BAKAN DEVREYE GİRDİ
Çocuklar dönemin aileden sorumlu bakanı Fatma Şahin devreye girene kadar tam üç ay okula gidemedi. Bakan olaya el koyunca zoraki de olsa evden çıktılar ve okullarına döndüler. “Evde nasıl zaman geçirdiniz, ne hissettiniz?” diye sorunca çocukları adına Hanım cevap verdi: “Yeri geldi İsim Şehir oynadılar, yeri geldi ders çalıştılar. Büyük kızım üniversiteye hazırlanıyordu, çalışmayı hiç bırakmadı. Öğretmenleri geldi, camdan test çözdüler. Arkadaşları geldi, onlar bahçede, Zeynep camda ders çalıştılar ve çocuğum tıp mühendisliğini kazandı.” Hemşirelik okulu öğrencisi Zeycan, ablası kadar şanslı değil. O bir yıl kaybetti, şimdi sınıfı tekrar ediyor. O da zehir gibi, esprili bir genç kız.

EVE KİMSEYİ KABUL ETMİYOR
Çocuklar dışarıya çıkıyor ama anne Hanım Kavaklıoğlu hâlâ eylemine devam ediyor, tam 10 aydır evinden dışarıya tek bir adım dahi atmamış, bir gönüllü mahkum hayatı yaşıyor. Üstelik eve misafir de kabul etmiyor, gazeteci olsanız bile onunla ancak bahçeye bakan küçük pencerenin önünde sohbet edebiliyorsunuz. O içerde, siz dışarıda. Çay kahve servisi de bu camdan yapılıyor. Hanım anlatırken sürekli ağlıyor, çocuklar otomatik olarak “Ağlama anne” diye tatlı sert uyarıda bulunuyor. Hanım açıklıyor: “Elimde değil, refleks oldu ağlamak, farkına bile varmadan akıyor yaşlar.” O ağladıkça ela gözleri yeşile dönüyor. Ailenin en küçüğü Ahmet Zafer elleriyle annesinin yüzünü kavrıyor, dikkatle annesinin gözlerine bakıyor ve büyük bir ciddiyetle: “Annemin gözleri eladır ama şimdi yeşil görünüyor” diyor şaşkınlıkla…

YA TEKRAR GELİRLERSE?
Hanım’ın en büyük korkusu icra memurlarının tekrar gelmesi, gafil avlanmaktan çok korkuyor: “10 aydır içerideyim, hiç çıkmadım, bahçeye bir adım bile atmadım. Eve de kimseyi kabul etmiyorum. Biliyorum, bahçede üşüdünüz ama sizi de içeri alamam. Biri girerse her şey bozulacak, emeklerim boşa gidecek gibi geliyor. Birileri içerideyken baskın falan olursa ben ya içeridekilerle dışarı çıkmak zorunda kalırım ya da içeridekileri de kendim gibi eve kilitlerim. Bu sorumluluğu alamam.” Evin çocukları olabildiği kadarıyla normal hayatlarını sürdürmeye çalışıyor ama yaşadıkları zihinlerinde çok taze ve akılları hep evde, çünkü anneleri hâlâ hapis hayatı yaşıyor. Evin ortanca kızı Zeycan durumu espriyle karışık şöyle tarif ediyor: “Dışarıda misyonumu tamamlayıp, yani okula gidip hemen eve dönüyorum, annem içerideyken içim hiç rahat değil.”

ADLİYEDE YANGIN ÇIKINCA ÇOK SEVİNDİK
Dışarıya ilk çıktıkları günü soruyoruz, hepsi birden utangaç bir şekilde gülmeye başlıyor. Hatırlarsınız Kartal Adliyesi’nde bir yangın çıkmış, tüm adli personel izne gönderilmişti. Zeycan anlatıyor yine: “Adliye yandı, biz bir sevindik anlatamam. Çünkü bu, evimize icra memuru gelmeyeceği anlamına geliyordu. Bahçede biraz oyun oynadık. Bahçeden dışarıya çıktığımızda her yer bize çok kalabalık geldi. Düşünün ben okula giderken yanlış minibüse binmişim, resmen yolları unutmuştum.”

GEZİ OLAYLARI BİZE YARADI
Hayat yardım etmeye devam ediyor Kavaklıoğlu ailesine, Gezi olayları başlıyor: “Sultanbeyli’deki bütün polisleri Taksim’e gönderdiler. Polis olmazsa baskın da yapamazlar dedik, çocuklar iyice rahatladı. Gezi bize yaradı anlayacağınız” diye anlatıyor o günleri Hanım. “Nasıl dayandın bu olanlara?” deyince yine boncuk gibi gözyaşı dökmeye başlıyor: “Çok zor. Hâlâ çok büyük korkularım var. Bir kere hiçbir zaman hep birlikte yatıp uyumadık. İlk üç ay boyunca. Çünkü şafak operasyonu düzenlenecek deniliyordu. Ya burası hücre evi mi? Köpekler havlayınca hepimiz cama yapışıyorduk resmen. Yüreğimiz ağzımızda yaşadık o üç ayı… Adalet yerini bulur diye düşünüyordum… Çete yakalandı, ben o zaman evden çıkabilirdim. Ama öyle büyük darbeler gördüm ki… Şu anki savcının iddianamesini görmeden emin olup dışarıya çıkamayacağım.”

ÇOCUKLARA PSİKOLOJİK DESTEK
Şu anda çocuklar mahkeme kararıyla psikolojik destek alıyor, Hanım Kavaklıoğlu’na da teklif edilmiş destek ama o kabul etmiyor: “Evet psikolojim bozuk. Nasıl bozuk olmasın? Ama bir doktor bana ‘Her şey güzel olacak’ dediğinde düzelecek mi bir şeyler?” “Dışarıyı özlemedin mi Hanım?” diye sormamıza kalmadan başlıyor anlatmaya: “Özlemez miyim, çok özledim. Hele böyle güneşi görünce, TV’de bahar havası haberlerini gördükçe çıkmak istiyorum. Ama bir kez denedim, olmadı. Büyük korkularım oluştu, her şeyden ürküyorum. Bahçeye bile çıkmadım bu süreçte. Biliyor musunuz bugün markete gitsem belki de kasada para falan ödeyemem, beceremem gibi geliyor bana. Ya gerçekten çok hastayım artık, çok zor olacak dışarıya adapte olmak.” Peki nasıl bitecek bu iş, ne zaman dışarıya çıkacak Hanım: “Bilmiyorum, bu kadar dayandığıma bile şükrediyorum, ben gidişatına bıraktım. Ne plan yapabiliyorum ne de bir şeyin garantisi var. Bekliyorum, ilahi adaleti bekliyorum. Biliyorum bir yerde hata yapacaklar ve yaptıkları ayaklarına dolaşacak. Aklanacağım, bu adamlar sadece bizi değil ki, 30 kişiyi daha dolandırmışlar o yüzden hapisteler.”

ANILARIM VAR BU EVDE
Hanım Kavaklıoğlu: “Burası bizzat devletin o dönem Bulgar göçmenlerine para karşılığı verdiği alanlar. Ve Sultanbeyli’nin tapulu nadir alanlarından. Kayınpederimin babasından kaldı bu yer. Sultanbeyli’de tapu sorunları şu ana kadar çözülmedi. Tapulu olması biraz hedef olmamıza sebep oldu diye düşünüyorum. Bu bahçedeki iki ceviz ağacı var, kayınvalidem dikmiş, ikisi de benden büyük. Benim burada anılarım var, onların neyi var?”

TANIDIK BİRİLERİ YARDIM ETTİ
Bizi dolandıranlar kayınpederimin dükkanını kiraladı. Ama zaten onlar buraya gelmeden bizi icraya vermişler, olayı kontrol etmek için dükkanı kiralamışlar. Bunların hepsini ispatladık. Bu işler bana kaldı, çünkü baştan beri ben takip ediyorum hukuki süreci. Eşim çok uzun yıllar Almanya’da yaşadığı için, Türkçe olarak kendisini çok iyi ifade edemiyor. Bir yere bir dilekçe yazamaz, ben ailenin avukatı gibiyim. Başından beri hukuki sürecin takibini yapan da yine ben oldum. Eşimin ailesi kendi halinde insanlar. Kendilerini savunacak kapasiteleri yok. Muhtemelen aileyi tanıyan biri yardım etti onlara. Çete çok kolay hedef gördü onları. Ama beni hesaba katmamışlar!”

BENİM BİR TEK AİLEM VAR
Ahmet Zafer Kavaklıoğlu: “6. sınıfa gidiyorum. Ben sene kaybetmedim. Evde direndik, bütün aile gibi bizim de psikolojimiz bozuldu. Kaç kez ölümle burun buruna geldik, çok korktuk. Evdeki herkes korkmuştur… Anneme destek olmak istedim, çünkü evden çıksaydım başka ailem olmazdı. Benim bir tek ailem var, o da içerideydi. İlk dışarıya çıktığımda gerçekten çok garipti. Çok tuhaf geldi her şey. Ama okula gidince herkes çok sevindi, ‘İyi ki geldin’ dediler. Ben futbol oynuyordum, takımım Türkiye Şampiyonu oldu, İspanya’ya gidilecekti, ben gidemedim, içerdeydim çünkü. Ona üzüldüm.”

SABAHA KADAR NÖBET TUTTUK
Zehra Kavaklıoğlu (15): “Vallahi çok zordu. Kendi kendimize oturduk. Eğlenmeye de çalıştık ama sürekli baskın olacak diye tetikteydik, çok dikkat ettik. Geceleri dört kardeş biz nöbet tutuyorduk. Öğlen 13.00’te uyanıyorduk, ertesi gün 07.00’ye kadar ayakta kalıyorduk. O süreç benim SBS sınavımı da etkiledi. Derslerim hiçbir zaman çok çok iyi olmadı diğer kardeşlerim gibi, onlar hep takdir alır, ben teşekkür. Ama ben de onlardan daha çok ev işi yapıyorum (gülüyor). Ya korktum, üzüldüm tabii ama yapacak başka hiçbir şey yoktu. İçerisi bizim için kamp gibi bir şey oldu.”

AYAKKABI GİYDİM NE GÜZEL
Zeycan Kavaklıoğlu (17): “Eylemde anneme destek verdim, devamsızlıktan sınıfta kaldım. Tabii ki çok üzüldüm, çok ağladım ama durum buydu. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Sınıfı tekrar ediyorum ama insan kolay normalleşemiyor. Ben kardeşlerim kadar rahat değildim, onlar çocuk. Bir kere gelecekle ilgili hiçbir fikrim yoktu. Bir gün ‘Katledildiler’ diye başlık atılacak diye düşünüyordum. O derece umutsuzdum. Hafızama kazındı her şey. Sadece daha çok şükrediyorum artık; bugün de dışarıya çıkabildim, bugün de ayakkabı giyebildim diye seviniyorum. Annem geçen gün evde bot giydi, kadın 10 aydır terlikle dolaşıyor… O da çok mutlu oldu. Çok garip ama ailecek piknik yapmak istiyorum. Aslında piknik yapmayı hiç sevmem. Denize gitmek istiyoruz hep bir arada. Kafamız rahat olsa ve hep birlikte bir şeyler yapsak. Biz dokuz yıldır bu meseleyi yaşıyoruz. Biz de çocukluk anısı diye bir şey yok, hep bu olaylar var. Biz birbirine bağlı bir aileyiz ama şimdi kenetlendik, ona çok seviniyorum. Bu mesele hepimizi olgunlaştırdı. Basına alıştık, arkadaşlar sizi gördü ‘Ooo gelmiş yine seninkiler’ dediler. O kadar benimsedik basını… Bir gün okuldayım, kantine indim, o da, bir baktım annem televizyonda! Tuhaf durum yani. Ben güleç biriyim ama şimdi konuşmakta güçlük çekiyorum, hafızam zedelendi sanıyorum. Ezber yaparken de konuşurken de zorluk çekiyorum… Şunu söylemek istiyorum, annem evden çıkmadan biz rahatlayamayız… Savcılar artık bu işi uzatmasın, artık normal bir aile moduna geçelim…”

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/Pazar/2014/02/23/10-aydir-gonullu-olarak-parmakliklar-ardinda

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close