Halk Haber'den...

ULEMANIN SORUMLULUĞU – Cabir AÇIKSÖZ

ulemanin-sorumlulugu

ULEMANIN SORUMLULUĞU – Cabir AÇIKSÖZ

Cenab-ı Hak, insanlığın ilk gününden bugüne tüm kullarını durmaksızın sınamakta, kuru kuruya bir inandım demenin ötesinde, kendisi için kulunun ne tür fedakarlıklar yapabildiğini görmek istemektedir.Bu bağlamda imtihan ana başlığı; Allaha her durumda itaat olmakta, konu ise zamanına göre değişken olabilmektedir.

Bu ifadelerin ispatını en iyi Peygamberlerin mücadelelerinde görüyoruz.Tüm Peygamberlerin tebliğleri, gönderildikleri halkların Allahı tek İlah, tek Rab ve tek Mabud bilmeleri için olmuştur. Ve Peygamberler insanın Allahın belirlemiş olduğu bir yaşam sürmesi için çaba göstermişlerdir.Yine her Peygamber,bu ana hedefinin yanında, gönderildikleri milletlerin, o şartlarda kanayan yarası ne ise, o hususa öncelik vermişlerdir. Tabiri caizse; boğulan bir insana sağlıklı beslenmenin yararlarından bahsetmek yerine, o kişiyi boğulmaktan kurtarmışlardır.

Bunu gelin tarihe bir yolculuk yaparak izah edelim. Örneğin, İsa(a.s)Peygamberi hatırlayalım. O,Roma Devletinin hakimiyeti altında bulunan Yahudiye devletinin hüküm sürdüğü bir zamanda, Resul olarak gönderilmiştir. Ana gündem maddesi,zaten Allahı tanıyan o topluma, Allaha hakkıyla imanın anlatılması, Risaletinin beyan edilmesi olmuş ve tebliğ konusu ise o gün ki toplumun en büyük sıkıntısı olan, bozulmuş, yozlaşmış Yahudi ulemasının uyarılması, halka gerçek yüzlerinin gösterilmesi, Tevratta yaptıkları tahrifatın gün yüzüne çıkarılarak halkı nasıl da kendi çıkarlarına kurban ettiklerinin anlatılması olmuştur.

Bir başka örnek olarak Lut(a.s)’ı analım. Gönderildiği toplumun ana sorunu, inançsızlığın beraberinde her kesimi içine alan fuhuş rezaletinin en rezil hali olan livata. Peygamberin mücadelesinde gündem konusu olarak bu iğrenç günahın kınanması,toplumu saran bu belanın defedilmesi için mücadele etmek olmuştur. Kuran-ı Kerimdeki Peygamber kıssalarının hangisine bakarsanız bakın, işte bu mantığı göreceksiniz.

Bazen de Peygamberlerin gönderildikleri toplumlar, küfür batağının haricinde,birkaç toplumsal fesada daha bulaşmış olabilirler. Böylesi durumlarda Elçi,hem ayrı ayrı bu fesadlarla mücadele eder,hem de bataklığın kurutulması için, yani küfür sistemlerinin temellerini yok etmek için uğraşır-didinir. Buna en iyi örnek Resulullah Efendimizdir(s.a.a). Zira gönderildiği putperest toplumda, kadınlara, mazlumlara, kölelere yapılan zulümler, haksız kazanç sağlamalar, hak yemeler, yetimi itip kakmalar vb. günahlar toplumu adeta sarmıştır. Mekki ayet ve sureleri incelediğimizde Allahın diliyle bu cürümlerin ve işleyenlerin nasıl da yerildiğini ve bunların azabının ne denli acı olacağını görürüz. Resullulah Efendimizde Kurani bir metot izlemiş hem küfrün temelini yok etmeyi hedef almış hem de dönemin zalimlerinin toplumu uyuşturduğu illetlere karşı halkı bilinçlendirmiştir.

Pek tabiidir ki Peygamberler bu mücadeleye giriştiklerinde çiçeklerle karşılanmamışlardır. Kuranın mütref diye tabir ettiği, tağut diye bize öğrettiği,o mutlu azınlık, şımarmış zengin güruhu, bal tutup parmağını yalayanlar, kısacası küfrün önderleri ve rejimlerinin bu davet hiç işine gelmemiştir. Çünkü Peygamberlerin değindiği mesele,genelde bunların nemalandığı,varlıklarını temellendirdiği,zulümlerini payidar ettikleri meseleler olmuştur.Bu sebeple Peygamberlere ve Müminlere neler çektirdiklerini hepimiz iyi biliriz.

Günümüze gelindiğinde ise;Tağuti,küfür rejimlerinin aslında tarihin çöplüğüne karışmış zalimlerden pek de farkının olmadığını görürüz.Tek farkla ki,günümüz Nemrutları daha uyanıktır artık. Mazlum halkları tüm fesatların, ahlaksızlıkların, rezilliklerin hepsine düçar emekte, uyuşmuş, sarhoş, akletmeyen bir halk hedefleyerek, yönetimlerinin uyguladığı her zulme duyarsız kalmaları istenmektedir. Bu Firavunlardan kimi de ad değiştirmişlerdir şimdilerde. Din hususunda mangalda kül bırakmaz olur bazısı ama Allahın hududlarını çiğnedikçe çiğnerler, çiğnettikçe çiğnetirler. Yine bu Rejimler de sıkça uygulanan bir metod şudur; Allahın farz kıldığı emirleri bazen yasaklayarak(başörtüsü vs.),bazen de Allahın haram kıldığını helal sayıp yaygınlaştırarak(zinanın serbest olup,genelevlerini çoğaltmak vs.) halkları fesada ve küfre bulaştırmaktadır.

İşte bu durumlarda yapılması gereken açıktır.Peygamberlerin kendi dönemlerinde gündemde olan gayri İslami uygulamalara takındıkları tavır, Küfür sistemlerinin her türlüsüne koydukları mesafe ve temellerini yok etmeyi hedefleme bugünün ulemasının sorumluluğu olmalıdır. Gerçek Alim kimdir? sorusunun cevabı,Peygamberlerin anlattığımız ortak duruşuyla aynı yerde duran alimde kendisini bulacaktır.

Eğer Alim kisvesine bürünen zat,Kafir-Münafık yönetimlerden beri olmakla beraber,yukarda anlattığımız durumlarda net bir tavır içinde olmazsa,Peygamberimiz Muhammedul Emin(s.a.a) gibi:”Güneşi sağ elime,ayı sol elime koysanız,ben yine Hak bildiğim davamdan vazgeçmem.” kararlılığını göstermezse, İmam Hüseyin(a.s) gibi çağın Yezitlerine uymaktansa,Kerbelalarda lime lime doğranmayı seçmezse,köprüyü geçene kadar ayıya dayı demeyi hayat felsefesi bilmişse, mücadele anlarında dinin naslarına furuat kılıfı uydurursa,tavizci mantığı İslama yamamaya kalkışırsa işte o kişi, Peygamberlerin varisi olan alimlerden fersah fersah uzak olduğu gibi,emin olun bahsettiğimiz,Tağuti-zulüm sistemlerinin işlemesini sağlayan bir çarka dönüşmüştür demektir.

Hülasa;ölçümüz Kuran ve Kuranın bize anlattığı Masum Peygamberlerin sireti ve tarih boyunca onlara harfiyyen uyan İmamlarımız olmalıdır.Bu ölçüyle ölçersek önümüze çıkan alim denen zatları kimin Hak,kimin batıl olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır.

Benzer Yazılar

4 Yorum

  1. Bel’am, dünyevî çıkar ve hesaplar için Allah’ın dinini tahrif eden bir ilim ve din adamını küfür sistemlerine ve kâfir yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah’ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsil etmektedir.

    nsanları “Allah (c.c.) adını kullanarak”‘ aldatan, hevâ ve heveslerini tatmin için “Tevhid akîdesini” tahrip eden “Bel’am’ın” etkisi korkunçtur. İslâm topraklarında; kâfirlerin istilâsını hazırlayan güç, “Bel’am”dır.

    Allah (c.c.)’ın indirdiği hükümlere karşı ayaklanan ve İslâm’a küfreden yönetimlerle yani Tağûtî güçlerle din adına uzlaşan ve müslümanları da

    “Allah (c.c.) adını kullanarak” aldatan, Kur’ân’daki ifâdeyle “köpek sıfatlı” kimselerin ortak ismi Bel’am’ dır. Bu köpek sıfattı kimseler de; Allah (c.c.)’ın indirdiği hükümlerin bir kısmını kabul, bir kısmını “zamanın değişmesi” gerekçesiyle sükûtla geçiştirirler. Günümüzde, başta resmî ideolojiyi kabul eden ve İslâm’ı o ideolojiye hizmetçi kılmaya çalışan müesseseler olmak üzere, çok sayıda Bel’am benzeri vardır. Bunlar “çok dindar” görünmekle birlikte, Tağut’a itikad ve iman etme noktasında titizdirler.

  2. ” Habibim! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. ” (A’raf, 7/175-176).

  3. (Allah’tan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28]

    (Âlimin mürekkebi, şehidin kanı ile tartılır, âlimin mürekkebi, ağır gelir.)

    (Âlimler Peygamberlerin vârisidir.) [Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi]

    (Âlimler [hak yolu gösteren] birer rehberdir.)

    (Âlimlere uyun! Onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.) [Deylemi]

    (Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) [İ. Maverdi]

    (Bilmediklerinizi salih âlimlerden sorup öğrenin!) [Taberani]

    (Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir.) [Deylemi]

    (Salih âlim ile nebi arasında bir derece fark vardır. O da nebilik makamıdır.) [R. Nasıhin]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İncelediniz mi?

Close
Close