Halk Haber'den...

HAKKIN İKTİDARI – Cabir AÇIKSÖZ

hakkin-iktidari

HAKKIN İKTİDARI – Cabir AÇIKSÖZ

Bu yazımız, Rabbimizin Kuran’da beyan buyurduğu bir ayet üzerinden, Hakkın İktidarını kurmak isteyen müminlerin, bu iktidarda yapmakla mükellef oldukları hususların beyanı üzerine olacaktır.

Hac suresi 41. Ayeti Kerimede Cenabı Hak şöyle buyurur: “Müminleri yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı ikame ederler, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve kötülüğün her türünden alıkoyarlar. Tüm işlerin sonu Allahındır.” Bu ayetle Allah devlet gücünü elde eden Müminlerin dört şartı hayata geçirmeleri gereğinden bahsediyor.

Bunların ilki ve öncelikli olanı, namazı ikame etme görevidir. Yani namazı ayağa kaldırma, namazı toplumda yaygınlaştırma, dinin direği olan ve ibadetlerin en büyüğü namaz ibadetinin beraberinde geniş bir ibadet, mescid, beraberlik, topluca Hakka yakarma, tüm şirk artıklarından beri olma, zamanın tüm Tağutlarına, zalimlerine, despotlarına karşı namazla topyekun kıyama kalkma, yalnız ve yalnız Allah’ın önünde rükü ederek, hiçbir otoriteye, emperyalizme Eyvallah etmeme, alnı secdelerde yalnız ve yalnız Allah için yerlere sürerek hiçbir zorbaya baş eğmeyeceğimizi ve Mütekebbir olan Allaha baş eğenin hiçbir müstekbirin gölgesine sığınmayacağına dair geniş bir kültürün toplumda yaygınlaştırma görevi. İşte bu İslami bir hükümetin ilk görevidir.

İslami hükümetin hayata geçireceği ikinci şart ise; zekat kurumunun hayat bulmasıdır. İslamın köprüsü olan zekatın hayata girmesi, beraberinde birçok vazifeyi de doğuracak kapsamlı bir şarttır. Namazın ikame edilmesi tüm zalimlere, ezenlere, toplumu sınıflara bölerek mezalimini cari edenlere bir başkaldırının, Tevhidin ilanıyken, zekat İslam hükümetinin aşağılık hallerden uzak oluşunun pratiğe dökülüşü olmaktadır. Zengin, fakir uçurumunu zekat, sadaka, infak, kurban, sadakai fıtır, karzı hasen, humus gibi kurallarla düzlemeye çalışan İslam, yine faizi, stokçuluğu, kara borsayı, hileyi de yasaklayarak azdıkça azan, şımardıkça şımaran bir güruh olan Kuran tabiriyle mütref, günümüz tabiriyle aristokrat, burjuva adlı bir sınıfın toplumu cenderesi altına almasının önüne geçecektir.

Yalnız şunu belirtmekte fayda var ki; İslamın tüm toplumu mali anlamda eşit bir seviyeye getirmek gibi bir derdi yoktur. Bu husus aslında başlı başına bir adaletsizlik olacaktır çünkü. Nasıl herkesi aynı kefeye koyabiliriz ki? Yıllarca emek sarfeden bir doktorla, vasıfsız bir işçiye aynı ücreti vermek adalet değil zulümdür. Bu sebeple İslamın sınıfsal farklılıklara karşı olduğunu söylerken bu inceliği unutmamak gerekir. İslam, Komünizm değildir. İslamda özel mülkiyet vardır ve çalıştığı kadarı kişinin hakkıdır. Bu durum cinsiyet ayrımıda içermeyen bir durumdur. Kadın veya erkek olsun kişinin emeğinin hakkını alması Kurani bir hakikattir. Zekat ve türevleriyle, İslami iktidarda yaşanacak olan durum zulmedenlerin mali güçleriyle halka zulmetmemesini sağlamak olduğu gibi, yine Islami hükümette işsizliğinde önüne geçecek önlemler alınarak dilenci, bedavacı, tembel, uyuşuk, milletin sırtından geçinen kene türü tiplere de geçit verilmeyecektir. Yani Islami hükümet tüm halkın hükümeti olacağından, tüm bireylerin hem milletine, hem devletine, hem de kendine saygısı onun birşeyler üretmesinden geçecektir.

İslami Devletin üçüncü şartı; iyiliği emretmektir. Bu şartı zikrettiğimizde ilk aklımıza gelenler eğitim, öğretim, basın, yayın, medya, sinema, dizi vb. alanlardır. Hiç şüphe yok ki, bu vazife çok önemlidir. Halkın ve özellikle yeni nesillerin imanlı, ahlaklı bir hale gelmesinde bu sayılanların dolayısıyla iyiliği emretmenin değeri çok büyüktür. Iyi biliyoruz ki yeni nesil kimden yanaysa gelecek onundur. İşte İslamı hakim kılmak isteyen Müminlerin, devlet organizmasının eğitim-öğretim ve basın-yayın-medya organlarına ne kadar ehemmiyet vermeleri gerektiği izahtan varestedir. Ve yine bir devlette yargıdansa, eğitimin daha köklü olması, doğal olarak o vatanda yargının o kadar da meşgul olmayacağı anlamına gelir. Çünkü iyiliği emretmenin yaygınlaştığı toplum, suç oranını sıfır noktasına yaklaştırmış demektir. Bu sebeple Yüce Rabbimiz iyiliği emretmeyi kötülükten nehyetmenin önüne almıştır.

Dördüncü şartımız ise; kötülükten alıkoymaktır. Aslında kötülükten alıkoyma bir yönüyle eğitim-öğretim, medya kanalıyla da icra ediliyor olsa da, bu vazifenin asıl organı hukuktur, adli erktir. Her türlü kötülüğün önünün sert müeyyidelerle kesilmediği beşeri hukukların nasıl bir çıkmaza girdiklerini hergün görmekteyiz. Artan cinayetler, gasp ve hırsızlıklar, fuhuşun, kumarın tamamen yasak edilmemesinin meydana getirdiği çelişkili haller ve daha neler neler. İşte iktidarın asıl sahipleri olan müminlerin kuracağı bir devletin, yani İslam devletinin bu tür çıkmazlar, çelişkiler içerisine girmeyeceği hem Efendimizin(saa) kurduğu devletle ispatlanmıştır, hem de günümüzde İmam Humeyninin tesis etmiş olduğu Iran İslam Cumhuriyetiyle tüm insanlığa numune-i imtisal olarak gösterilmiştir. 35 yıllık bu İslam devletinin Hac 41’in gereklerine uyarak geldiği nokta muhteşemdir. Dost, düşman herkesi kendine hayran bırakan bu devletin mahareti kendinden değil, Allah’ın eksiksiz dini olan Islamın uygulanması sebebiyledir.

Haliyle şunu söylemeden edemiyoruz. Neden bizlerde özümüz olan Kuran’a dönüp, memleketlerimizde Hac 41’in şartlarını uygulayan bir devlet inşa etmeyelim. Tarih ve yaşananlar bize gösterdi ki bu bir ütopya, bir masal değil. Gerçek hem en gerçek. Ne güzeldir bu ebedi gerçeğin hayaliyle azmedip çalışan Müminler. O kutlu müminler ki, tüm işlerin sonu kendisine varan Allah’ın razılığını kazanmışlardır.

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close