Musa GÜNEŞ

HAKLI OLMAK MI, HAKKI BULMAK MI? – Musa GÜNEŞ

hakli-olmakmi-hakki-bulmakmi

Bir gün köprü üzerinde iki arkadaş araba ile karşıdan karşıya geçiyorlar. Derken şoför olanı yanındaki arkadaşına:
-Şu heykeli görüyor musun? Diye sorar. Arkadaşı:
-Evet . Diye yanıt verir. Şoför arkadaş bir süre sonra bir daha sorar:
-Heykelin önünde ki zinciri de görüyor musun? Diye. Arkadaşı :
-Orda zincir yok ben görmüyorum diye cevap verir.
Bu arada araba hızla gitmekte ve heykele doğru yaklaşmaktadır. Tekrar şoför olanı sorar:
-Şu kocaman zinciri görmüyor musun? Arkadaşı:
-Hayır , orda zincir yok diye cevap verir.
Biraz daha yakınlaştıktan sonra soru tekrar edilir ve aynı cevap yani orada zincir yok cevabı alınır. Var-yok tartışmasına girerlerken kendi aralarında 200 lira için bahse girerler. Bir süre sonra şoför olan arkadaş aracı heykelin önüne götürür. Arkadaşını indirip heykelin önündeki zincire elini uzatıp zinciri kavramasını sağlar.
-Bak işte zincir. Halen inkâr mı edeceksin. Arkadaşı cevaben:
-Al şu 200 lirayı burada zincir falan yok diye cevap verir.
Bu tür örnekler sizin başınıza da geldi mi bilmiyorum ama okuduğum bölüm gereği ve birazda yaptığım incelemeler sonucunda insanların temelde 2 düşünce yapısına ait olduklarını gördüm.
A. Haklı olmak isteyenler
B. Hakkı bulmak isteyenler
Anlattığımız örnek olayda da şoför hakkı arayan, hakkı bulunca kabul eden arkadaşı ise haklı olmak isteyen kişidir. Amacı haklı olmak isteyenlerin ceplerinde paraları da çıksa, girdikleri bahisleri de kaybetseler, menfaatleri zedelense de haklı olduklarından asla ödün vermezler.
Bu örneğin benzerlerini hayatımızda da çok görüyoruz aslında. Siyasi bir partiye aşırı bağlı olan bir akrabamla görüşmüştüm. Ona anlattığım her şeyi kabul edip hiç birini inkar etmemesine rağmen en sonunda bana dönüp “dediklerinin hepsi mantıklı ama ben bunları kabullenmek istemiyorum.” Dedi. Kendi bakış açısından baktığı için bir şekilde yine kendisi haklı çıktı.
Hakkın ve hakikatin derdinde olmayıp, hakkı ve hakikati aramayan insanlar sürekli haklı olmanın derdine düşer ve bir şekilde de haklı olurlar.
Yüce kitabımızda da hakkı bulmanın ve haklı olmanın derdinde olan çok fazla kıssa bulunmaktadır. Bunlardan birini kısaca anlatacak olursak Ululazm Peygamberlerden olan İbrahim (a.s) kıssasının anlatıldığı Enam suresinde görmekteyiz.
“Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi. Ay ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum. Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük dedi. O da batınca dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım…”
İbrahim peygamber hakkı arayanları temsil etmektedir. Nemrut ve diğerleri ise haklı olmanın derdindedirler. Evet İbrahim peygamber gibi hakkı hakikati arayanlara Allah EL-HAKK ismiyle yardım edip hakkı ve hakikati muhakkak gösterecektir.
Haklı olmanın derdinde olanlar ise içine düştükleri kendi karanlık dehlizlerinde boğulacaklardır.
Hakkı arayanlardan biri olan KONFÜÇYÜS 13 yıl boyunca Çin’in tek tek kentlerini gezmiştir. Ve bu araştırmaları sonucu İslama çok paralel olan bazı hakikatleri bulmuştur. Örneğin; erdemli bir devlet ve erdemli bir kişilik üzerinde durmuş, zinanın, faizin, hırsızlığın zararlarını ispatlamış ve bu şekilde hakikatin çemberine girmiştir.

Felsefe tarihi kitaplarının yazdığına göre Sokratesten daha önce yaşamış olan XENOPHANES’in de hakkı bulmanın derdinde olduğunu görüyoruz. Yunanistanı köy köy gezmiş Yunanlıların çok Tanrılı inançlarına akıl yoluyla cevap verip onları hak ve hakikatin (Tevhidin) çemberine katmak istemiştir. Yunanlılar Tanrıları insanlar gibi hırsızlık yapar, yalan söyler, eşlerini aldatırlar, onların da doğduğunu, giyindiğini ve Tanrılarının kendileri gibi sarışın ve mavi gözlü olduklarını tasarlayıp, resmedip, insan şeklinde heykellerini yapmışlardı. Xenophanes buna karşı çıkıp aklı ön plana alarak dan “Atların ve Aslanların elleri olup da resim yapabilselerdi ; atlar Tanrılarını at, aslanlar da aslan gibi çizerlerdi.” Oysa Tanrılar ne at nede insan biçimindedirler. Bir Tanrı vardır ve o da bizim algıladıklarımızın dışında bambaşka bir şeydir deyip insanları hakkı aramaya sevk ediyordu.

Hakkı arayanlar muhakkak hakkı bulacaklardır. Haklı olmak isteyenler de her zaman bir şekilde haklı olacaklardır. Üstad Bediüzzaman Said Nursinin dediği gibi hak hakikat güneş gibi ortadadır. Gözünü kapatmakla kaybolmaz. Doğrular kişilere göre değişebilir ama hak ve hakikat asla değişmez yeter ki haklı olmak için değil hakkı bulmak için hareket edelim.

Sünni olup Sünni görüşlere bağlanıp sadece kendi görüşlerinin doğru olduğunu savunan bazı kesimler haklı olmak düşüncesi ile Şii kitaplarını araştırıp haklı olmanın verdiği algıyla kendilerinin haklı olduklarını ispat etmeye çalışmaktadırlar. Aynı şekilde Şiilerin bir kısmı içinde bu geçerlidir. Halbuki hakkı bulmak için araştırma yapılsa , ön yargı duvarlarını delerek bu işe girişilse hepimiz aramızda bir fark olmadığını göreceğiz aslında. Ama maalesef bazı kesimler haklı olmanın derdine düştükleri için hakkı bulamayıp çevresini de yanlış yönlendiriyorlar.
Biz hak ve hakikatin peşinde olursak hak ve hakikatte bize ulaşmak için çabalar.
Verdiğimiz ilk örneğe binaen James J. Mapes’in şu sözüyle yazımıza son veriyoruz. “Çoğu insan ‘ Gördüğüm zaman inanırım’ der. Gerçek şu ki , olabileceğine inandığımız zaman görmeye başlarız.”
Allah hepimizi haklı olmanın derdinde olanlardan değil, hakkı ve hakikati arayıp bulanlardan eylesin.
AMİN.
Esselamu aleykum ve Rahmetullahi ve berakatuhu.

Benzer Yazılar

4 Yorum

  1. Geri bildirim: Anonim
    1. Musa GÜNEŞ’in gönderdiği yazılar çizgimize aykırı olmadığından kendisini Yazarlarımız’ın içerisine dahil ettik. Allah yardımcısı olsun, kalemini kuvvetlendirsin. Halk Haber’in şahsi tanışıklığın bir önemi yoktur, ilk gün dediğimiz gibi “Halk Haber, Halk Haber’i sahiplenen herkesindir. Halka hizmet etmek isteyen herkese Halk Haber’in kapıları açıktır.” Kolay gelsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close