Süleyman DAĞISTANLI

DİKENLERİ SULAMAK – Süleyman DAĞISTANLI

dikenleri-sulamak

DİKENLERİ SULAMAK – Süleyman DAĞISTANLI

Dünya üzerindeki ve ülkemizdeki tüm zulüm ve zorbalıkların, kin ve düşmanlıkların, fitne, fesat, yoksulluk ve ahlaksızlıkların müsebbibinin Büyük Şeytan Amerika ve onların yerli işbirlikçilerinin, bulundukları coğrafyalarda kurmuş oldukları küfür sistemi olduğunu belirttiğimiz Ne Alakası Var[1] adlı yazımızda konuyu uzatmamak adına başka bir yazımızda bu durumu örneklerle açıklayacağımızı belirtmiştik. Yazımıza İmam Humeyni’nin “Ayağınıza bir taş takılsa bunu büyük şeytan Amerika’dan bilin” sözünün bizlere ışık olduğunu bir kez daha hatırlatarak başlama istiyoruz. Evet, nasıl oluyor da ayağa takılan taştan tutunda, aklımıza gelen tüm zulüm ve pisliklerin kaynağı bu sistem oluyor?

Bu yazımızda özellikle tüm bu kötülüklerin altında yatan temel nedenlerden en önemlisi olan zulüm kavramı üzerinde durmaya çalışacağız. Zulüm, bir şeyi ait olmadığı yere koymak demektir, Mevlana’nın ifadesi ile “Adalet; ağaçları sulamak, zulüm; dikene su vermektir.” Toplumsal anlamda ise hak yemek, eksik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşırılık, sitem ve işkence manalarına gelen zulüm, Türkçede en geniş şekilde “haksızlık” kelimesiyle ifade edilebilir. Kur’anı Kerimde birçok ayette geçen zulüm kavramı; Haksızlık, azgınlık, her türlü tecavüz, haddi aşma, aşırılık gibi manalarda kullanılmıştır. (Bakara 61, Âl-i İmrân 21,112, En’âm 93, A’raf 33,146, Kasas 39, Fussilet 15, Şûra 42, Yûnus 23, Hac 40, Mü’min 75)

Adalet için en büyük talihsizliğin, devleti idare edenlerin zalimliği olduğunu ifade eden İmam Ali, devleti idare edenlerin zalim olmasını, adalet için en büyük talihsizlik olarak addetmiş böyle liderlerin tüm ülkeyi zulme boğacağını, ayrımcılık, sınıfsal farklılık, alçaklık, yükseklik, eşitsizlikler meydana getireceğini ve ülkede adalet adına hiçbir şey kalmayacağını anlatmaya çalışmıştır bizlere. Demek ki bir toplumu helakete sürükleyen tüm fitne ve fesatların altında, süfyanilerin temelini küfr ve adaletsizlik üzerine inşa ettiği sistem yatmaktadır.
Bir anne ve babanın bilerek ya da bilmeyerek almış olduğu yemek, meyve, tatlı ve elbise gibi şeyleri çocukları arasında adaletsiz bir şekilde paylaşması sonucu, haksızlığa uğrayan kardeşin küsüp ağlayacağı ve hatta kardeşine karşı intikam duygusu besleyeceğini, bu sebeple anne ve babaların en ufak bir adaletsizliğe sebebiyet vermekten şiddetle kaçınmaları gerektiğini ifade eden Mutahhari, toplumun her bir ferdinin de çocuklar hükmünde olduğunu bu sebeple toplum içerisinde ki eşitlik ve adalete aykırı durumların, aile içerisinde ki kardeşler arasında ki ilişkiye benzer bir hal alacağını ifade etmiştir. Ayrıcalık ve ayrımcılıklar bir yandan, mahrum bırakılan kesimin ruhunu rahatsız ederken, incitirken, kin ve düşmanlığa iterken öte yandan da nedensiz olarak el üstünde tutulanları ruhunu azgınlaştırır, savurgan bir kişilik kazanmasına neden olur. Aynı şekilde de müminler ancak kardeştirler (Hucurat 10) ilahi emrinin muhatabı olan günümüz Müslümanları da, bulundukları coğrafyalarda hüküm süren süfyanilerin, temelini küfür ve adaletsizlik üzerine kurdukları sistemlerinin, kendilerine reva gördüğü zulüm ve adaletsizlikler sebebi ile mümin kardeşine karşı düşmanlık beslemekte, intikam duygusu ile kardeşliğin temellerini yıkmaktadır. Bu şekilde birbirine kardeş olan müminleri, birbirlerine karşı diş biler hale getiren süfyaniler, zulüm saraylarında gününü gün edebilmektedir. Evet, gerçekten de insan, fıtratı gereği uğradığı bir haksızlık ve zulüm karşısında ruhu incinir, rahatsız olur ve intikam güder. Bu gazap duyguları insan ruhunda oluştuğunda her zaman, her yerde ve herhangi bir şekilde etkisini gösterebilir ve bu ateş her an başka insanlara zarar verebilir. Bunu çok iyi bilen süfyaniler, halklara karşı sistemli olarak uyguladıkları zulüm ve haksızlık politikasını aksatmadan izlemekte ve her geçen gün bu adaletsizliklerin dozajını arttırmaktadır ki fısk, fücur ve düşmanlıklar alabildiğine artsın. Tüm bu zulümler karşısında ruhunda gazap ve intikam ateşi her geçen gün artan halklar, sistemi ayakta tutan Bel’amlar’ın etkisi ile bu ateşlerini süfyanilere yönlendirmek yerine başka insanlara karşı, işledikleri suçlarla dışa vurmaktadır. Hüküm sürdükleri coğrafyalarda zulümlerin her türlüsünü işlemekten çekinmeyen süfyaniler, zulmün ne olduğunu ve zalimin nasıl olması gerektiğini tüm çağlara örnek (!) olacak şekilde göstermekte ve türlü zulümlerle ruhu gazap ve intikam ateşi ile dolan insanların yaşadığı bir toplum oluşturmaktadırlar. Bununla da kalmayan insanlık düşmanları, halkları zulme ve zalimliğe özendirmekte, türlü amaçlar(!) uğruna herkese ve her şeye zulmetme hakkını kendinde bulabileceğini telkin etmektedir. Büyümek için ezmenin, güçlenmek için güçsüzleri sömürmenin, zengin olmak için fakirlerin ekmeğini çalmanın, şöhret sahibi olabilmek için her türlü fısk ve fücuru işlemenin, makam ve mevki sahibi olabilmek için süfyanilerin dalkavukluğunu yapmanın, güç ve iktidar sahibi olabilmek için zilletle yaşamaya razı olmanın, müreffeh bir hayat yaşamak için bir ömür süfyanilere uşak olmanın özendirildiği bir ülkede, bir kısım insanların bu amaçlara ulaşabilmek için, bir kısım insanları ezmesi, öldürmesi veya türlü türlü zulümlere maruz bırakmasının tek müsebbibi, böyle bir düzen kuran süfyanilerin kendisidir. Daha çok kazanmak için işçisini ezen patronun, insanları karın tokluğuna yerin binlerce metre altına göndererek orada ölüme terk eden maden sahibinin, başka insanların malına göz diken hırsızın, milletin ahlakını bozan ahlaksızların, çocukları ve gençleri ölüme sürükleyen uyuşturucu satıcıları ve pazarlayıcıların, insanları faiz batağında intihara sürükleyen para babalarının tamamının suçu ve günahının ortağı, o insanlara bu ortamı sağlayan ve halka türlü zulümler uygulamasına izin veren süfyaniler ve kurdukları sistemleridir. Toplumsal hayatın her alanında adaletsizliklerin, imtiyaz ve torpilin döndüğü bir ortamda, haksızlığa uğrayan insanlar böyle bir sisteme lanet okumak yerine, kendisini diğer insanların önüne geçirecek, onları ezecek bir torpilinin olmamasına lanet okuyabilmektedir. Hakkı hak hırsızları tarafından hak etmeyen birine verilen kişi, böyle bir sisteme lanet okuyacağına, kendisinin de, bir ömür başkalarının hakkını gasp edebilecek bir torpil arayışına girmesi, süfyanilerin halkları nasıl da birbirine düşman ve rakip yaptığını görebilmek için yeterli olabilir. İçine düşürüldüğü ekonomik darlıklar içerisinde aybaşını getirebilmek için dişini tırnağına takan birinin, süfyanilerin halkın diline doladığı “doğuda kaçak elektrik kullananların parasını ben ödüyorum” gibi bir ifade kullanması için elinden geleni yapan süfyaniler, aynı kişinin her ay faturasından TRT payı kesilmesine ve TRT’nin yüz binlerce lirayı birkaç ahlaksızın televizyona çıkması için peşkeş çekmesini görmemesini sağlamakta; halkın, kaçak elektrik kullanımını denetlemek yerine kullanılmasına izin verilenler ile diğerlerini birbirine düşman edebilmek için bu tarz söylemleri meşhur eden ve kendilerinin tüm bu alçaklıklardan soyutlayan süfyanilere ses çıkartmaması, oynanan oyunun ne denli alçakça bir oyun olduğunu gözler önüne sermektedir. Aynı kervanda yolculuk yapan ve birbirleri için her türlü fedakârlığı göze alarak gerekirse kervanda ki diğer insanlar için canından geçebilecek ümmet olabilme bilinci yerine otelde rahat etmek için tamamen bireyselleşen ve kendi rahatını bozan herkese ve her şeye düşman olan bencil bir hayatı toplumsal yaşamın kuralı haline getiren süfyaniler, halkları ümmet olma bilincinden çıkartıp, birbirine rakip bencil insanlar haline getirerek, toplumda var olan tüm pisliklerin ve alçaklıkların baş müsebbibi olmaktadır.

Hüküm sürdükleri coğrafyalarda, toplumsal hayatı bir bataklık haline getiren bataklıkların mimarı olan süfyaniler, ellerinde bulunan medya gücü ve modern Bel’amların da desteği ile dikkatleri, bataklığın doğal sonucu olan sineklere çekmiş, bir yandan da bu sineklerle mücadele(!) ettiği imajını vermiş ve işin içinden pir-u pak (!) şekilde sıyrılmıştır. Sonuç olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in ; “Allah’ım! Bizim intikamımızı, bize zulmedenler hakkında kıl.” duası, bizlere ışık olmakta ve maruz kaldığımız haksızlıklar ve zulümler karşısında ruhumuzda alevlenen kin ve intikam ateşini, doğru kişilere yöneltmemiz gerektiğini bizlere anlatmaya çalışmaktadır. O halde Müslümanlar, ayaklarına takılan taştan tutun da maruz kaldığı tüm zulümler neticesinde ruhunda alevlenen intikam ateşini sadece ve sadece süfyaniler için harlamalı ve yanlış yönlendirmemelidir.

İmam Sadık; “Zulüm ile yöneten, ona yardımcı olan ve buna razı olan, bunların üçü suç ortağıdır.” buyurmaktadır. İlahi! Bizleri zulm ile yönetenlerden, onlara yardımcı olanlardan ve onların zulümlerine razı olanlardan beri kıl. Kin ve intikamımızı, sadece düşmanı ezecek şekilde kıl ki, adaletsizlikler, haksızlıklar ve güçsüzlükler sonucunda ruhlarımızda oluşan kin ve nefret, mü’min kardeşlerimize karşı ruhlarımızı asi ve zalim kılmasın. İlahi! Bizleri bir ömür zulm etmekten ve zulme uğramaktan muhafaza et. Amin.

[1] https://www.halkhaber.org/2014/08/25/ne-alakasi-var-suleyman-dagistanli/

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close