ÜMİT… – Musa GÜNEŞ

umit-musa-gunes

ÜMİT… – Musa GÜNEŞ

Bağdat’ta büyük bir şevk içinde hizmetlerini sürdüren Cüneyd-i Bağdadi, bir gece rüyasında gördüğü bir adamdan ümit kırıcı telkinler dinler. İyi bir insan görüntüsündeki adam diyor ki:
-Ey Cüneyd! Boşuna uğraşıyorsun sen. İnsanlar artık yolunu değiştirdi, seni dinleyecek kimse kalmadı Bağdat’ta. Onlar da şu anda Şiraz Mescidi’nde ibadetteler. Bu söylediklerime inanmazsan git, Şiraz Mescidi’nde ibadet eden üç kişiyi gözlerinle gör!
Heyecanla uyanan Cüneyd-i Bağdadi, abdest alıp doğruca Şiraz Mescidine gider. Bakar ki gerçekten de mescitte üç kişi kendinden geçmişçesine ibadetteler. İçinden bir ümitsizlik fırtınası kopar. Demek ki koskoca Bağdat’ta gerçekten de adam kalmamış bu üç kişiden başka, diye ümitsizleşirken, namazdakilerden biri hemen selam verip kulağına eğilerek şunları fısıldar;
– Dikkat et, der. Şeytan sana ümitsizlik, telkin etmek istiyor. Bağdat, Allah dostlarıyla doludur! Allah dilerse görünmezlerden kapı açar, bilinmezlerden sebepler halk eder. Yeter ki sen ümidini yitirme, teşebbüs gücünü kaybetme, hizmetine aşkla, şevkle devam et. Vazifeni yap, vazife-i ilahiye karışma. Gerisi Allah’ın takdirine kalmıştır. O takdirde yanlışlık, eksiklik olmaz.
İlahi davayı omuzlarında yükseltmek isteyen kişilerin davasının ne kadar zor olduğuna her geçen gün daha fazla şahit olmaktayız. Dünyanın en zor mesleğinin insan yetiştirmek olduğu gerçeğini hücrelerimize kadar idrak etmekteyiz artık. Verdiğimiz onlarca yıllık emeğin bir günde yok olmasına defalarca şahit olmamız artık sıradan bir olay. Özellikle ülkemizde oyunların, tiyatroların fazla yaşanmasından dolayı bazen basiretli- ferasetli dediğimiz kişilerin bile bu oyunlara kolayca aldandığına şahit olmakta, oyunun anlaşılması için bu kişilere bazen tekrardan en başa dönerek her şeyi yeniden anlatma gereği duymaktayız, öyle ki bu olay defalarca yaşanabilmektedir.
Dünyanın küreselleşmesi ile birlikte ilahi davayı omuzlayanların sorumluluğu daha da artmış sadece kendi çevresiyle değil artık sanal alemle birlikte hiç tanımadığı görmediği kişilerle bile Öz Muhammedi İslam’ın münakaşasını yapmak zorunda kalmıştır. Küreselleşme sürecinde bilgiye ulaşmak çok daha kolaylaşmış ancak doğru bilgiye ulaşmak ise aynı derecede zorlaşmıştır. Bu ilahi davayı yüklenenler çok fazla yanlış bilgiden hangisini düzelteceğini şaşırmış durumdadırlar adeta. Bütün olumsuzluklar bu davayı yüklenenlerde, bazen aşırı bir ümitsizliğe sebep olduğu ise göz ardı edilemez bir gerçektir. Çünkü bu davayı anlatanların imkanları kısıtlı, güçleri az, beşeri destekleri yok denecek düzeydedir.
Bütün olumsuzlukları bilen insi ve cinni şeytanlar bütün imkanlarıyla bizi ümitsizliğe rahatlıkla sürüklemektedirler. İnandığımız ilahi davadan uzaklaşmamız için kulağımıza fısıldamakta, gözlerimize göstermekte, yüreklerimize dokunmaktalar. İnsi ve cinni şeytanlar kendi yöntemlerini kullanarak bizlere ‘dünyayı sen mi kurtaracaksın’ gibi söylemleri bazen en yakınlarımızın ağızlarıyla söyletmektedirler maalesef.
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz. (Ali İmran 139) Şüphesiz ümidini kaybeden insanların ilahi davada bile olsa gevşeyeceği, hüzünleneceği hatta bir müddet sonra ‘insanları doğru yola davet etmek bana mı kaldı’ şeklindeki iç söylemlerle kendini bu davadan soyutlayabileceği gerçeği ile karşı karşıyayız. Şunu unutmamalıyız ki yaratıcının bizden istediği sonuç değil aksine emektir. Bizler görevimizi yapmalıyız sonucun iyi ya da kötü olacağı Allah’ın bileceği bir iştir. Nitekim Hz. Zekerriya ve oğlu Hz. Yahya yıllarca bu ilahi dava için emek vermiş, emek verdikleri kişiler tarafından ise bir koç gibi boğazlanmışlardır. Ama bu iki peygamberde ve onlar gibi yüzlerce peygamber var olan makamından asla bir şey kaybetmemişlerdir. Aksine iman eden kimseler oldukları için üstün gelen kişiler olmuşlar ve kıyamete kadar bizlere önder olmuşlardır.
Evet bizler bu ilahi davayı anlatırken dünyayı kurtarmak niyetiyle değil aksine kendimizi ve kurtarabildiklerimizi kurtarmak niyetiyle bu yükün altına girmiş bulunmaktayız. Ümitsizliğe kapılmamalı her türlü gevşemeden ve hüzünlenmeden uzak durmalıyız. Böyle bir psikolojiye girdiğimiz zamanda bile erkenden silkelenip kendimize gelmeli, yeni bir aşk yeni bir yöntemle yolumuza devam etmeliyiz. Unutmayalım ki küfür milleti çok fazla çalışmakta onlar da bazen ümitsizliğe kapılmakta ancak kendilerini çabucak toplayıp inandıkları davalarına yeni yöntemlerle sarılmaktadırlar. Ama şüphesiz zafer iman edip gevşemeyen ve hüzünlenmeyen ilahi dava yüklenicilerinindir.

Yorumunuzu Gönderin