DOĞU DA BİZİM, BATI DA BİZİM. KUDÜS DE BİZİM ZAFER DE BİZİM – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

imamhumeyni-kudusgunu

DOĞU DA BİZİM, BATI DA BİZİM. KUDÜS DE BİZİM ZAFER DE BİZİM – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

Allah’ın ayetlerini inkâr eden ve haksız yere peygamberleri öldüren (Al-i İmran 21, 112-113; Nisa 155); Allah’ın kelamını tahrif eden (Bakara 75) ve kendi elleriyle yazdıklarının Allah katından olduğunu söyleyen (Bakara 79); itaat yerine isyanı seçen (Bakara 93), gerçeği daima gizleyen (Bakara 146); kendileri için şiddetli bir azap hazırlanmış olan (Al-i İmran 77); hem Allah tarafından bizzat lanet edilen (Nisa 46, Bakara 88-89 ve 159, Maide 64) hem de Hz. Davut ve Hz. İsa’nın diliyle lanetlenen (Maide 76), onlarla dostluk kurmayın diye emredilen (Maide 51); günahta, düşmanlıkta ve haram yemede yarış halinde olan (Maide 62); Allah’a cimrilik isnad eden (Maide 64), Allah tarafından aşağılık maymunlara çevrilen (A’raf 166); Allah’a oğul nisbet eden (Tevbe 30); savaş için ateş yakan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışan (Maide 64); hayata karşı insanların en hırslısı olan (Bakara 96) ila ahir… gibi sayısız özellikleri Kur’an-ı Hakim’de beyan edilen ve her fırsatta İslam’a ve Müslümanlara hatta tüm insanlığa saldırmayı vazife bilen Yahudi milleti ekmiş oldukları habis tohumlarla günümüze kadar ulaşmayı ve fitnelerini devam ettirmeyi başarabilmişlerdir.

Kendilerinin üstün ırk olduğu teziyle hareket eden bu habisler, Yahudileri dünyanın hâkimi kılmak ve geriye kalanları da kendilerine kul köle yapmak gibi bir amaç belirlemişlerdir. Bu amaçlarına ulaşmak için uzun vadeli ve çok boyutlu plan ve projeler yapmışlar ve Siyonizm fikri etrafında bir araya gelmişlerdir. Tarihin hiçbir döneminde de bu amaca ulaşacak güce sahip olamamışlardır. Üstad Bediüzzaman’ın tabiriyle de: “Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstahak olmuşlar.”dır. (Şualar s. 435). Tarihte kimi zaman Buhtannasr gibi zalimler eliyle kimi zaman da Hz. İmam Ali gibi muazzam şahsiyetler eliyle bu tokadı yemişlerdir. Yedikleri bu tokadların etkisiyle de habis emellerine ulaşmak için günden güne hırslanmışlar ve daima fırsat kollamışlardır. En nihayetinde kadın, mal-mülk, şan-şöhret, nifak, casusluk, cinayet gibi en etkin olarak kullanmış oldukları silahlar sayesinde ele geçirdikleri siyasi iktidarlar vasıtasıyla da habis rejimlerini ilan etmişler ve devletleşmişlerdir. Zaman geçirmeksizin işe koyulmuşlar ve dünyanın muhtelif bölge ve coğrafyalarındaki Yahudleri mazlum Filistin bölgesine nakletmeye başlamışlardır. Bu bölgeye gelmek istemeyenleri ise kendi ırklarından olmasına rağmen katletmişlerdir. Geldikleri Filistin’de ise derhal katliamlara başlamışlar. Hakeza dünya genelindeki mazlum kıyımlarına da eş zamanlı olarak hız vermişlerdir. Görünüşte her şey lehlerinedir. Zira ABD ve İngiltere gibi iki güçlü devlet yanlarındadır. Bununla birlikte Arap rejimleri de zaten kukladır ve satın alınmıştır. Müslümanlar ise imamsızdır ve vahdetten yoksun bir yaşam sürmektedirler.

Tarihin hiçbir döneminde şu son birkaç yüzyıldaki kadar azmamış olan Yahudilerin asrımızda da bir tokat yemeleri gerekiyordu. Hem de Hayber fatihi Haydar’ın atmış olduğu gibi bir tokat. Ama ne zaman, nerede ve kim ya da kimler tarafından? Bediüzzaman Hazretlerinin de bahsettiği bu tokadı kim atacaktı?

Siyonistlerin uzun vadeli emellerine ulaşmalarına ramak kalmışken kimsenin beklemediği bir zaman ve mekânda Kevser-i Nesl-i Nebi (sav)’den olan bir Allah eri çıktı ve muazzam bir İnkılab meydana getirdi. Dünya küfrü ise sadece seyretti, seyretmek zorunda kaldı. Bu İnkılab, midesi için değil Allah rızası için kıyam edenlerin inkılabıydı. Adeta tarihin sayfalarından çıkagelmiş nurani bir zat olan Ruhullah Musevi el Humeyni ve yaranlarının inkılâbıydı. Ki o İsi nefesiyle mazlum halkları uyandırmış, onlara ruh ve can vermiştir; asasını kaldırmak suretiyle de putları devirmiş, Hizbullahi ümmetin ufkunu açmış ve ümmete kurtuluşun yolunu göstermiştir. Kızılderelilerden Afrikalı yalın ayaklı mazlumlara varıncaya kadar tüm mahrumların ümidi olmuştur. Siyonist uşağı Pehlevi rejimini tarihin çöplüğüne göndermiş, İsrail elçiliğini kapatmış ve Ramazan’ın son Cuma gününü Dünya Kudüs Günü ilan etmiştir.  Bununla da Siyonistlerin tekerine taş koymuş ve asırlık planlarını suya düşürmüştür. Planların suya düşmesiyle de vicdan ve merhamet sahibi insanlık, bu aşağılık kavmin tüm habisliklerini öğrenmiş ve insaniyet için ne denli tehlikeli olduklarının idrakine varmıştır. Bununla da yetinmeyen insanlığın ortak vicdanı, gerekli tedbirleri de almış, dünya genelinde bu alçaklara ve korsan rejimlerine karşı küresel bir cihad başlatmış ve harikulade bir yardımlaşma örneği sergilemiş ve sergilemeye de devam etmektedir.  Tüm dünyanın Filistin meselesine duyarlı hale gelmesini sağlayan ve Müslümanlara “Tek Ümmet” olduklarını hatırlatan Kudüs Günü’nün ilanıyla mezhep tassubu güdenlere de ilahi bir darbe indirilmiş; böylelikle islami vahdetin tesisi için muazzam ve nurani bir adım da atılmıştır.

Şu halde Kudüs Günü;

Mazlum ve mustazaf halkların umudu ve neş’esidir.

Rengârenk yalanları yutan bir Asa-yı Musa, Decali ve Süfyani tehaccümlere karşı bir Sedd-i Zülkarneyn ve Hayberi darbeler indiren bir Zülfikar’dır.

Mazlum halkların öfkesiyle kaynayan nar-ı cehennemdir.

Dün Camp David’i imzalayanlara da bugün İsrail ile anlaşanlara da bir ultimatomdur.

Kürdistan adı altında Büyük İsrail’e zemin izhar etmeye çalışanların heveslerini kursaklarında bırakan bir gündür.

Hamas’tır, İslami Cihad’dır, Ensarullah’tır, Hizbullah’tır ve Cihan Şumul İslam İnkılâbı’dır.

Doğu’nun da Batı’nın da Kudüs’ün de nihai zaferin de inananlara ait olduğunu müjdeleyerek çağa İslam mührünü vuran İmam Humeyni’dir onun hak ve pak varisidir.

Eyyamullah’ın en mühim günlerinden biridir ve Üstad H. Hakverdi’nin beliğ ifadesiyle: “…gayri İslami müşrik ve tağıti düzenlerin karattığı dünyanın doğan bir ‘Fecr-i Sadıkla’ aydınlandığı, yolunu şaşırmış olan insanlığın  ‘Zulümattan Nura’ çıktığı-çıkarıldığı günlerdir…

Yorumunuzu Gönderin