DİNDAR MI, DİNİ DAR NESİL Mİ? – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

dindar-dinidar

DİNDAR MI, DİNİ DAR NESİL Mİ? – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

İnsanı en güzel surette yaratan (Tin 4) yüce Allah, onun doğru yoldan sapmaması için ilahi hidayet önderleri olan peygamberleri göndermiştir (Fetih 28, Mülk 8). Bu peygamberler insanlığın iki dünya saadetinin tesisi amacıyla beş hususu yerine getirmek için yoğun bir çaba sarf etmişlerdir. Ki cihanın ıslahının yolu da bunların sağlanması ve ikame edilmesiyle mümkün olabilir. Bunlar: din güvenliği, akıl güvenliği, can güvenliği, mal güvenliği ve nesil (namus-iffet) güvenliğidir.

Bunların her biri bir kitabı dolduracak hacimdedir ve her biri yekdiğerinden daha elzemdir. Bununla birlikte nesil güvenliğinin ehemmiyeti biraz daha ön plandadır. Zira sağlam bir nesil olmaksızın din, akıl, can ve mal güvenliğinin tesisi mümkün değildir. Zaten Rabbimizin insanlığı fesada sürüklemek isteyen Yahudileri “iş başına geçtiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için didinir…” (Bakara 205) diye tasvir etmesi dikkatleri celb etmesi gereken bir husustur.

Nesil yani namus, edep, hayâ, iffet o kadar önemli bir dini meseledir ki hidayet meşaleleri olan peygamberler zamanlarının çok önemli bir kısmını buraya ayırmışlar; takvayı kuşanan, ruhunu takva ile müzeyyen kılan, Rabbini bilen ve onun rızasını kazanmak için cehd ü gayret gösteren bir neslin oluşması için ciddi uğraşlar vermişlerdir. Bunu yaparken de sloganik hareket etmemişler, somut adımlar atmışlardır. Sahip oldukları nübüvvet makamı gereği de şahsi hiçbir çıkar gözetmemişler ve tam bir takva, tam bir ihlas ve tam bir tevekkül ve teslimiyet ile hareket etmişlerdir.

Saptırmayı kendilerine meslek edinen ve bu alanda hayli ustalaşan sefih güruh ise pek çok sahada olduğu gibi bu konuda da hak ve hakikati zayıflatmak için meydana inmiş ve türlü türlü yollarla amaçlarına ulaşmaya çalışmıştır. Kimi zaman Firavun gibi toplumdaki kadın erkek oranı arasında fark oluşturup ahlaksızlığa zemin hazırlama yoluna gitmişler (A’raf 127,          Kasas 4 ), kimi zaman Lut kavmi gibi tuğyanın doruklarında seyretmişler (A’raf 80-81), kimi zaman zinayı suç olmaktan çıkarmışlar, tüm vicdanların reddettiği fahşanın (haddi aşmış, çok çirkin edepsizlik) her türlüsüne yol vermişler, gayri ahlaki kelimesinin kifayetsiz kaldığı habis mekânları vergiye bağlamışlar, dindar bir nesil yetiştiriyoruz diyerekten “dini dar” bir neslin oluşmasına imkân ve mekân hazırlamışlardır. Oysa yollarını nübevvet nuruyla aydınlatan feraset ve basiret sahibi müminler dindar nesil diyenlerin neyin türküsünü çalmak istediklerini de amaçlarını da merkezleri de finans kaynaklarını da çok iyi bilmektedirler.

Bahusus dindar nesil sloganlarıyla ortaya çıkanların ifsatta çok ileri gittiklerine şahit olmaktayız. Hatta bunlar pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da uzman ve usta olduklarını ispat etmişler ve profesyonellikle işi götürmüşlerdir. Mücteba Lari’nin yazmış olduğu “İslam ve Batı Uygarlığının Çehresi” adlı muazzam kitapta bu düşüncemizi destekleyen harikulade bir tespit söz konusudur. Uzun yıllar Avrupa’da ikamet eden ve Batı medeniyetini yakından tanıma imkânına sahip olan yazarın Batı’da ıslah amacıyla kurulan kurumların ahlaksızlığı daha fazla yaygınlaştırdığı hakkındaki tespiti çok önemlidir. “ İşin kötüsü, fuhuş ve ahlaksızlığı yayanların, güya bununla mücadele için kurulan yerler olmasıdır!” diyen yazar konuyu net bir biçimde ortaya koymuştur. Öte yandan “Onlara, yeryüzünde fesat çıkarmayın dendi mi, derler ki: Biz ıslâh edicileriz. İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir. (Bakara 11-12) ayet-i kerimesi de binler hikmetiyle beraber meselenin bu cihetini de açıklığa kavuşturmakta ve batıl cephenin temsilcilerinin tarih boyunca aynı yöntemlerle halkları Hak’tan uzaklaştırma gayretleri içinde olduklarını bir ders olarak müminlere vermektedir. Biz demokrasi götürüyoruz, biz barış elçileriyiz, biz insan hakları savunucularıyız, biz dindar nesil yetiştiriyoruz söylemleri hep aynı habis ağacın zehirli meyveleridir.

Vicdanlar sakat, akıllar mühürlenmiş, gözlere perde inmiş, imanlar sarsılmış, insaf sükût etmiş, fikirler ifsad edilmiş… Bu ne hazin tablodur Allah’ım!   Sanki halkı Müslüman olmayan bir toplumda yaşıyoruz. Ancak Müslüman olmayan toplumlarda görülebilecek cinsten olan necasetleri alenen görür olduk. İçki masalarında poz veren, içki fabrikalarında çalışan, gayri ahlaki mekânlarda görülen örtülüler hadisi şerifin ifadesiyle örtülü çıplaklar; kadınlarla tokalaşmayı hatta sarmaş dolaş olmayı beis görmeyen kadınlar ve aynı şekilde erkekler; mezuniyet törenlerinde, bahar şenliklerinde, balolarda her türlü ahlaksız fiili işlemekten sakınmayan gençler; uyuşturucu ve kumar batağına sürüklenen nesiller; şehvetin esiri haline getirilen zavallılar… Bunların hepsi dindar nesil şebekesinin ekmiş olduğu zehirli tohumların acı mahsulleridir.

Evet, bir nesil yetişti yetişmesine ama dinden bi-haber olan bir nesil.  İmam Ali’nin ifadesiyle dinden bahseden ama dini yaşamayan bir nesil. Üzülerek söylüyoruz ama dindar diye diye dinin özüne inememiş,  hayâ elbisesini giyememiş, şekilci bir nesil yetiştirdiler. Bu neslin baş mimarı olan dindar(!), mümin(!), zahid(!), abid(!) Süfyan eseriyle gurur duyadursun bizler yine de ümit varız.  Zira bu halkın mayası İslam ile yoğrulmuştur. Altının üstü külle dolmuştur ve külleri savuracak Allah erleri her zaman olduğu gibi bu zamanda da var olacak ve vazifelerini ifa edeceklerdir. Evet, ortalık zifiri karanlıktır. Ama “Karanlığın en zifiri olduğu an, aydınlığa en yakın olan andır.” (Hz. İmam Ali)

Yorumunuzu Gönderin