BABAMA MEKTUP… – Musa GÜNEŞ

sehit-askerden-babasina-mektup

BABAMA MEKTUP… – Musa GÜNEŞ

Babam! Canım babam! Yıllarca benim için çırpınan, kömür karasına kurban olduğum babam! Senin neler çektiğine, neler gördüğüne şahidim babam! Bir evlat acısı çekmemiştin bu acıyı da benim ölümümle yaşadın. Sana evlat acısı da yaşattım babam. Seni ne kadar üzdüğümü gözyaşlarını mürekkep yaparak yazdığın son mektubunda net olarak gördüm canım babam! Sevgi olarak torun sevgisi, acı olarak ise evlat acısının dayanılmaz olduğu söylenirdi hep. Sana bu dayanılmaz acıyı yaşattığım için çok üzgünüm babam! Dediğin gibi biz erkekler gözyaşlarımıza başkalarının şahit olmasını istemeyiz. Adeta Allah biliyor ya gerisi bilmesin diyoruz. Ben de senin ardından, eve geç gelişlerinden, maden kazalarının hemen ardından ağlardım ama bu gözyaşlarımı asla annem görmezdi. Onun yanında iken hep sakinleştiren Mehmed olurdum ben. Annem senin her an eve gelemeyeceğini, için için dile getirirken ben ise onu hep sakinleştirirdim aynı duyguları yaşamama rağmen. Küçükken bile sen eve geç geldiğin günlerde ben yatağımda hep senin dönebilmen için dua ederdim, uyumayacağım derdim babam gelene kadar ama çoğu zaman zayıf bedenim buna yenilirdi. Sabah kalktığımda ise önce kendime kızar sonra hemen sizin odanıza gelip bakardım eve sapasağlam dönebilmiş misin diye. Seni uyurken gördüğüm zaman Allah’a hep teşekkür ederdim.
Düzeni böyle kurmuşlar babam; fakir ölür, zengin teknelerde eğlenir. Nice arkadaşlarım yanımda birer birer toprağa düştüler. Kimisi yeni evlenmiş, kimisi nişanlı, kimisi evin tek çocuğu, kimisi yetim, kimisi öksüz. Ama hepimizin ortak tarafı fakir olmamızdı, siyasetçilerin çocukları olmamamızdı. Zaten zengin asker-polis olmaz ki. Siyasiler de zenginlere taraf oldukları için çıkarırlar bir yasa, verirler 18 milyar askere göndermezler. Bir fakir için büyük para olan bu miktar; bir futbolcu, bir sanatçı için bir ayakkabı parası. Adaletin iflas ettiği ülke.
Siyasilerin hatalarını, göz yummalarını, hainliklerini bizler canımızı vererek ödüyoruz canım babam. PKK silah yığarken biz askeriye olarak tam 400 defa yetki istedik, ancak ‘valilere operasyon yapmayın’ emrini verenler elimizi kolumuzu bağladılar. Zaten giden can kendilerinin değildi ki. Binlercemiz yok olsak da siyasilerin zerre umrunda değil. Devletin istihbaratının kime çalıştığını ise hiç çözemedim babam. Sorma, sorgulama, zamanın gelince git öl diyorlar bize baba. İnsan hayatının artık hiçbir önemi kalmadı bu ülkede.
Bazı arkadaşlarım vardı vatan için çarpıştıklarını zannediyorlardı. Ben onlara ‘vatan, savaşta fakirlerin, barışta ise zenginlerindir.’ açıklamalarını yapıyordum ve ‘aranızda bir zengin var mı’ diye sorduğumda belirlenen tabloda haklı olduğuma kendileri şahit oluyorlardı. Şehir merkezlerine tonlarca silah nasıl yığıldı halen aklım almıyor. Nerden geldi bu silahlar bir türlü çözemiyorum baba. Bize de daha sonra ‘gidin operasyonlara’ diyorlardı. İl ve ilçe merkezine gittiklerimizde hep keskin nişancılar tarafından arkadaşlarım vuruldu baba. Gözümün önünde. Kurşunlar nerden geliyordu belli değildi. Ancak anlaşılan profesyonel bir ekip vardı karşımızda, bazen devletlerin özel ekibi olabilirler diye düşünmeye başlıyorduk. Siviller de var olan bu durumdan dolayı iki arada kalmışlardı. Sokağa çıkma yasakları olduğu için çoğu zaman sivillere temel ihtiyaçlarını bile ulaştıramıyorduk. Babacım! devletin gönderdiği özel birliklerle koordineli çalışıyorduk. Onların emir ve talimatlarına uyuyorduk genelde. Bazen onlar öncü birlik olarak gidiyorlardı ama tuhaftır baba onların önden gittiği zamanlarda sivil ölümleri çok fazla oluyordu. Biz öncü olarak gittiğimizde ise genelde arkadaşlarım birer birer yere düşüyordu. Bir arkadaşım vardı baba adı Hasan. Çok temiz ve dindar biriydi. Hani sen diyordun ‘Kürtler çok iyi insanlardır’ diye kendisi de Kürt’tü baba. Ağrılı idi. Biz iki kardeş olmuştuk askerde. Bir gün biz önden giderken bir keskin nişancı kurşunu ile göğsünden vuruldu. Ne yapacağımızı şaşırmıştık; hele ben baba, olduğum yerde donakaldım. Hasan diye bir acı ses çıkmış ağzımdan. Sonra silah seslerinden uyanır gibi bir hale geldim. Komutan, arkadaşlarıma keskin nişancının olduğu noktayı yoğun bir ateş altına almalarını söyledi ve ben gidip Hasan’ı alacağım dedi, aramızda 10 metre vardı. Komutana yoğun ısrarlarım sonucu benim Hasan’ı gidip almama müsaade etti, hengame altında Hasan’ı güvenilir alana çekmeyi başardım. Hasan son nefeslerini vermek üzereydi Baba. O an ben ne haldeydim bilemiyorum zaman durmuştu sanki. Hasan bana son nefesinde ‘Kardeşim bir kızım olmuştu, terhisime az kaldığı için gidince ismi koyarız diye söylemiştim eşime. Kardeşim ben hiç göremediğim kızımı göremeyeceğim bu dünyada ismini sen koy kardeşim, adını Zeynep koy, babasının ziyneti anlamına gelen Zeynep koy ismini’ dedi ve ruhunu teslim etti baba. Halbuki bende sağ kurtulamayacaktım. Beni ve arkadaşlarımı ise mayınlı tuzak ile öldüreceklerdi. Nerden bilsin ki Hasan benim de şehit olacağımı.
İşte böyle babam! Yaşadıklarımdan kısaca Hasan’ı anlatayım dedim ki zaten hepimizin yaşadıkları aynı ortalama. Bu ülkede fakirlerin, yoksulların yaşadıkları hep aynı değil mi? Üç kuruş için köle olmak, her türlü adaletsizlikten boğulmak ve en sonunda zenginlerin yaşaması için ölmek.
Bir gün bir operasyona çağırdılar bizi oraya giderken mayın patlaması sonucu hepimiz şehadete erdik babam. Son anda hayatımın önemli bir bölümü gözlerimin önünden geçiyordu. Evin tek çocuğu olduğum için bana olan sevginizi tekrardan gördüm. Çektiğin sıkıntılar birer birer gözlerimin önünde tekrar canlandı.
Canım babam, ağlarken bıraktığın gözyaşların vardı ya onlar benim yüreğimi dağladı. Benim yüzümden bir damla yaş akmasını istemezdim ancak benim ölümümle yüreğin parçalanmış, bunu hissettim. Üzülme babam! biz ebedi alemde tekrar buluşacağız, hiç ayrılmamak üzere. Eşim, annem ve doğacak kızım önce Allah’a sonra sana emanet. Hani operasyondan bir gün önce aramıştın ya beni ‘eşin hamile, bir kız babası olacaksın’ demiştin. Doğacak kızımda sana emanet babam. İsmini Zeynep koyar mısın babam. Hüseyinlerin haklı direnişlerini dünyaya duyuran Zeynepler çok önemli baba, yoksa Hüseyinlerin ölümü unutulup gidiyor.
Babam bu sana son mektubum! Hiçbir zaman susmayın ve yılmayın, zalimler için mazlumlar kurban edilirken zalimlere yataklarında rahat vermeyin. Dünya acılarını omuzlayan dertli babam, o güzel, o kömür karası ellerinden öperim. Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Yorumunuzu Gönderin