TÜRKİYE’DE MUHALEFET NE YAPAR, KİME ÇALIŞIR? – Musa GÜNEŞ

turkiyede-muhalefet-ne-yapar-kime-calisir

TÜRKİYE’DE MUHALEFET NE YAPAR, KİME ÇALIŞIR? – Musa GÜNEŞ

1920 ile kurulan yeni devlet, Osmanlının özellikle son dönemlerinde yaşanan istibdat, baskı, zulüm, batı hayranlığını artırarak devam ettirmiştir. ‘Yeni devlet kuracağız’ diye yola çıkanlar, önceleri halka ‘sizi kurtarmak için geldik’ diyerek ve halkın her kesimini kendi meclislerine kısmen de olsa üye ederek halktan taraf görünmüş böylece halkın ilgisini ve beğenisini kazanmışlardır. İlerleyen zamanlarda halktan görünenler getirdikleri kanunlar ile birlikte en ufak bir karşı çıkmaya tahammül gösterememiş, 7 dakikayı geçmeyecek şekilde İstiklal Mahkemelerinde yargılamalar yapılmış, yapılan yargılamalarda ‘kişinin idamına, delillerin toplanmasına karar verilmiştir’ hükümleri yüzünden binlerce insan acımasızca katledilmiştir
1.TBMM kurulduktan sonra ‘halk için varız’ imajı verilmesi adına mecliste bazı grupların kurulmasına izin verildiğini görebiliyoruz. Müdafai Hukuk Grubu, Islahatçılar Grubu, Yeşil Ordu Grubu, İstiklal Grubu… gibi gruplar. Ancak Lozan Barış Antlaşmasından sonra açılan 2.Meclis ile birlikte gruplar-partiler ya hiç kurulamamış ya da kurulan partiler bir şekilde tasfiye edilmiştir.
Kazım Karabekir öncülüğünde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ilk muhalefet partisi olup, ‘Dini inançlara saygılıdır’ ifadesi parti programlarında yer aldığından dolayı Laiklik ilkesine karşı şekilde oluşan bir parti olarak kabul edilmiş daha sonra Şeyh Said harekatından dolayı partinin bu harekata destek verdiği ileri sürülerek parti kapatılmıştır. Daha sonra Mustafa Kemal kendi arkadaşı olan Ali Fethi Okyar’a bir muhalefet partisi kurmasını söylemiş ve bu partinin laiklik ve milliyetçilik esasına uygun bir şekilde hareket etmesini tembihlemiş ve bu parti de kendi programlarına söylenenleri aynen ilave etmiştir. Ali Fethi, rejim karşıtı kişilerin partiyi ele geçirmek istediklerini görünce Serbest Cumhuriyet Fırkasını feshetmiş. Ardından rejimin bekçileri Menemen de genç kızların namusuna saldırınca halk tarafından iki bekçi ve bu bekçilerden sorumlu olan Kubilay öldürülmüş bunu fırsat bilen rejim askerleri bir katliam yapmış bunları bahane eden sistemin kurucuları 1950’ye kadar ülkeyi tek parti şeklinde yönetmiş, demokratik diktatörlük ile bütün güçleri kendi ellerinde toplamışlardır.
1938 de başa geçen Milli Şef İsmet İnönü 1950’ye kadar Cumhurbaşkanı olarak görevde kalmıştır. Bu dönemde de zulümler baskılar ve dinsizleştirme projeleri devam etmiştir. İsmet İnönü’nün Mustafa Kemal başta iken onunla dost olmasına rağmen ona muhalefet olduğunu da belli etmiş, kendi döneminde kendi resmini paralara bastırma kararı almıştır. Aynı bu dönemde İsrail kurulmuş ve 1948 de İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke Türkiye olmuştur. CHP’nin başta olduğu süre içinde muhalefet olmadığı için yine CHP’den Dörtlü Takrir adıyla ayrılmalar olmuş Demokrat parti kurulmuştur. İlk kez 1946 da çok partili hayata geçilmiş ve ilk kez 1950 de gizli oy açık sayım yapılmıştır. 1920-1950 arası yapılan seçimlerin hepsi açık oy ve gizli sayım çerçevesin de gerçekleşmiş. 1876’da ilan edilen Kanuni Esasi de bile gizli oy uygulaması varken demokrasi getirdiklerini iddia edenler gizli oy açık sayım özelliğini 30 yıl sonra uygulamışlardır. Dünün muhalefeti görünen Demokrat Parti 1950 seçimlerinde iktidar olarak başa geçmiştir. Mustafa Kemal’i koruma kanunu getirmiş. Bundan sonra ise sırf NATO’ya girebilmek için -hiçbir ilgimiz olmamasına rağmen-Kore’ye bir tabur (4500 kişi) asker gönderilmiş. Kuruni çarpışmaları ve diğer bütün çarpışmalarda 710’dan fazla askerimiz şehit olmuş, 165’ten fazla askerimiz ise kaybolmuştur. Bu savaşla hiçbir bağlantımız olmamasına rağmen askerlerimiz sırf Amerikan askerleri için canını feda etmişler ve o bölgede sıkışan Amerikan askerlerini sağ salim kıtalarına geri göndermişlerdir.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu yazıya giriş yapmamızın sebebi; kuşkusuz rejim kurucularının neler yaptığını anlamak ve rejimi kuran kişilerin projelerinin halen daha devam ettiğini gözler önüne sermektir. Var olan iktidar ve muhalefet anlayışının tamamen bir düzmeceden ibaret olduğunu gözler önüne sermek- kendi destekleri ile muhalefet kurmaları Demokrat Parti, Serbest Cumhuriyet fırkası gibi- dine, insanlığa az biraz değer veren partilerin ise ya açılmalarına hiç izin vermediklerini ya da açıldıktan sonra basit bir bahane ile kapatıldıklarını gözler önüne sermek, muhalefette iken veya iktidara geçtiklerinde rejime hizmet ettiklerini kuruluş tarihinde ve günümüzde süren aynı algılarını belirtmek istedik.
Günümüzde ise muhalefetin aslında çok da değişmediğini iktidar gibi muhalefet gruplarının da kime hizmet ettiklerini gerekirse İsrail’i tanıma şeklinde gerekirse Amerika’ya destek vermek suretiyle asker göndermelerini onayladıklarını objektif tarafsız gözler çok rahatlıkla görebilmektedirler.
Ana muhalefette bulunan CHP yıllarca cumhuriyetin kurulmasından bu yana halkı sömürmüş, ezmiş, dini hassasiyetlerini ayaklar altına almıştır. Şeyh Sait harekatı bahane edilerek Takriri Sükun kanunu çıkarılmış binlerce köy yakılıp-yıkılmıştır. Menemen olayı bahane edilerek insanlar öldürülmüş, namusa saldırılar olmuştur. Dersim olaylarında kimyasal bombalar bile kullanılmış 10 binlerce insan mağaraların içinde katledilmiştir. Irkçılık hedefi için ezan Türkçeleştirilmiş, bu olayı protesto eden Bursa’nın yerli halkı idam cezasına çarptırılmıştır. Getirdikleri şapka kanunu ile İskilipli Atıf Hoca idam edilmiş, daha sonra dar ağacına asılı bir şekilde başına şapka geçirilip 7 gün sallandırılmıştır. Bu ekolden gelen şu anki Ana Muhalefet partisi de halkın zihnine kazınmış bu katliamları doğrudan veya dolaylı savunmuştur. Bu amaçla harekat eden Parti ‘biz Allah’tan korkmuyoruz’ diyerek Müslümanların çoğunluk olduğu bir ülkede dinsizleştirme, hassas konularda milletin tepkisini ölçüp Allah’tan korktuğunu iddia eden partiye oy vermeye davet etmişlerdir. Her zaman dinin karşısında olan bu parti gösterilen oy oranı ile %25’ler de kalmış, tabandakilere iktidar ağzından ‘biz gidersek CHP gelir, çünkü bizden sonra en fazla oy alan parti onlar’ algısı verilerek ‘bize destek olun’ mesajları verilmektedir. ‘Yok biz gidersek eğer 1950’ye kadar yapılan katliamlar, baskılar, açıkça dine karşı savaşmalar geri gelir’ algısı verilmekte, bu algıyı ise var olan Ana Muhalefet partisi yaptığı açıklamalar ile teyit etmektedir adeta. Bu şekilde davranan parti Müslümanlara ‘oylarınızı bize değil, Allah’tan korktuğunu iddia edenlere verin’ der şeklinde hareket etmekte ve bu yönde açıklamalar ve Kanun Teklifleri sunmaktadırlar. Etki tepki mantığını iyi bilen Ana Muhalefet, halkı iktidara kaydırmaktadır.
2. Muhalefet partisinin ise davası tamamen aşırı bir şekilde Türk Faşistliği olup, her olaya Irk açısından yaklaşmaktadır. Yaptıkları bütün konuşmalarda ırkçılık söylemleri dillerinden hiç eksik olmamaktadır. PKK’nin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde çok büyük bir etken olmuştur bu Irkçılık bakışları. Mecliste bulunan HDP ye düşman olduğu kadar bu parti Amerika ve İsrail’e düşman olmamıştır. Öyle Irk’çı ve Faşistlik var ki Mazlum Seyyid Rıza ve öldürülen çocukları, İskilipli Atıf Hoca ve yarenlerini bile terörist ilan edebilecek kadar ileri gitmişlerdir. Bu derece aşırı faşistliği gören halk, bunun karşısında Irkçılık yapmadığını iddia eden yaptıkları programlarda bunu dile getiren İktidara rahatlıkla yönelmektedirler. Bunun dışında hiçbir önerisi olmamasına rağmen her şeyi reddeden bu parti ya doğrudan ya da dolaylı olarak yine iktidara çalışmaya devam etmektedir. Ya kendi parti kurucularının oğlu, doğrudan İktidar milletvekili olmakta ya da meclis başkanı seçimleri gibi kendileri oylamadan çekilip İktidarın kazanması için dolaylı çaba göstermektedirler. Bir bakıma İktidara koltuk değnekliği yapmaktadırlar, iktidar tam düşecekken bu değnek yardımına koşmaktadır. Maalesef bu faşist anlayışın, dini olmayan veya zayıf bir din ile kuru bir vatanseverlik peşinden koşma hedeflerine her zaman şahit olmaktayız. Bu kesimin ülkemizde yüzlerce NATO ve ABD üssü bulunmasına rağmen bunlara cephe aldıklarına, bunlara karşı vatanseverliklerini gösterdiklerine şahit olamamaktayız.
3. muhalefet partisi ise Kürtleri savunduğunu iddia edip yola çıkmıştır. Ama Kürtlere en büyük darbeyi yine kendileri vurmuşlardır. Kürt halkının bulunduğu bölgelerde katliamlar yapmış, bombalar patlatmış, esnafların iş yapmaması ve halkın zorluk çekmesi için hendekler kazmış, devletin silahlı kolunu halkın daha çok perişan olması için bu bölgelere davet edenleri alenen savunmuşlardır. Yıllarca birlikte yaşayan bu milleti ayırmak için çaba göstermiş, önceleri bağımsız Kürdistan daha sona ise özerklik isteme söylemleri ile halkı katletmişler, daha tuhaf olan ise kendilerinin bu söylemlerine İsrail ve Suudi Arabistan da destek vermiştir. ‘Biji Amerika, Biji Obama’ sloganları atarak zalimlere taraf olmuş, dışarıya Kürt halkı böyle düşünüyor mesajı verilmiş, içerde ise muhafazakar Kürt halkını İktidara kaydırmışlardır. Yakın bir zamanda bile bu Partinin eş başkanı Hamburg da İsrail bayrağının gölgesinde dünyaya barış! ve insanlık! mesajı vermeye çalışmıştır. Kürt gençleri üzerinde muhteşem bir dinsizleştirme, dine hakaret etme projelerini ise saymakla, şahit olmakla bitiremiyoruz. Tamamına yakını Müslüman olan Kürt halkını savunduğunu iddia eden bu grup eş cinseller için yürümüş, Kabe’ye bile eş cinsellerin sembolü olan gökkuşağı örtüsünü animasyon şeklinde örtmüşlerdir. İktidar ile bir olup kadın hakları altında çıkardıkları yasalarla maalesef kadınları fıtratından ayırmaya gayret göstermiş ve kadın cinayetlerine kanunlarla destek olmuşlardır adeta.
Muhalefet partilerine topluca bakacak olursak her zaman kendi vekillerinin menfaatlerini düşünmüş, kendilerine maaş yapılacağı sırada tam kadro katılmışlar, iktidar gibi kendi taraftarlarını her zaman kayırmışlardır. Halkın haklı direnişini bile kendi elemanlarını göndererek haksız bir olay şeklinde göstermiş yine İktidara oy sağlamışlardır. Tamamen halkın haklı direnişi ile başlayan gezi olaylarına bir süre sonra kendi vekillerini, parti üyelerini gönderen muhalefet bu haklı direnişi sanki bir Komünizm harekatı diye göstermiş, basın da bu yöne destek verdikten sonra halk, ‘bu bir Komünist ayaklanmasıdır’ şeklinde algılamış ve İktidara kayma zorunluluğunu kendinde hissetmiştir. Böylelikle haklı direniş başlamadan bitmiştir. Asla halkı düşünmezler. Özellikle seçim beyanlarını takip ettiğim zamanlarda hiçbirinin, bozulan ahlak ve yerlerde sürünen eğitim sistemine değinmediklerini görüyoruz, çünkü onlarda bu kötü eğitim ve ahlaksızlığın olmasını dolaylı desteklemektedirler.
Şu anki Cumhurbaşkanının Başbakan iken ‘bu ülkede bu muhalefet oldukça, biz daha çok iktidar oluruz’ paralelindeki sözleri inkar edilemez bir gerçektir. Çünkü muhalefettekiler iktidarın kazanması için çok ciddi çaba harcamaktadırlar.
Kısaca toparlayacak olursak: bu ülkede muhalefetin tamamı iktidara çalışır, ya doğrudan ya dolaylı emperyalizme ve siyonizme destek olur, rahat koltuklarının dışında kimseyi düşünmez.

Yorumunuzu Gönderin