KAÇ ÇEŞİT İNSAN VAR? – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

kac-cesit-insan-var-ahmet-yasin-yigitoglu

KAÇ ÇEŞİT İNSAN VAR? – Ahmet Yasin YİĞİTOĞLU

Ne garip bir soru öyle değil mi? Belki bazılarının telakkisiyle saçma sapan bir soru. Doğru ya hiçbir insanın parmak izinin dahi birbirine benzemediği şu dünyada “Kaç çeşit insanın var olduğunu” sormak yadırganabilir bir durum olsa gerek. Parmak izleri dahi birbirinden farklı olan insanların huylarının, karakterlerinin, mizaçlarının kısaca ruhi ve fiziki özelliklerinin de birbirinden farklı olacağı izahtan varestedir. Hz. Âdem’den günümüze ne kadar insan yaşamışsa o kadar insan çeşidinin olduğu söylense mübalağa sayılmaz. Bilakis hakikat dile getirilmiş olunur.
Biz elbette ki meselenin idrakindeyiz. Fakat Hz Ali’nin ilim, irfan, felsefe, basiret ve hikmet ile sabit tecrübelerinden hareketle söylemiş olduğu sözlerden ve irad ettiği hutbelerden yola çıkarak birkaç söz söylemek istiyor, bu dayanak ile de üç cihette insanın olduğunu düşünüyoruz. İlk kategorideki insanlar “çekim kuvveti” özelliği dediğimiz bir özelliğe sahiptirler. Bu tür insanlar farklı görüş ve kişilikteki insanlarla rahat iletişime geçip irtibat kurabilen aktif insanlardır. Muhatap oldukları kitlenin dünya görüşünün, sosyo-ekonomik düzeyinin bu tipteki insanlar için bir ehemmiyeti yoktur. Zira bu insanlar için önemli olan kendi menfaatleridir ki daima bunu ön planda tutarlar. Bir bakıma nabza göre şerbet vermeyi çok iyi başarabilen insan tipidir bunlar. Hatta daha ileri düzeyde olanları için bukalemun benzetmesi daha isabetli olacaktır. Tüm bunlardan hareketle böyle insanların ideal insanlar olmadığı sarahaten anlaşılmış oluyor. Zira “Bir insanı herkes seviyorsa o insan ideal bir insan değildir.” fehvası bu insanların sıkıntılı kişiler olduğunu bizlere göstermektedir.

Buna mukabil ikinci kategoride yer alan insanlar ise “itim kuvveti” dediğimiz bir kuvvete sahiptirler ki bu insanların başta iletişim becerileri olmak üzere pek çok konuda ciddi sıkıntıları vardır. Bunlar, insanları kendilerinden soğutmada ustadırlar. Böyle insanlardan uzak duranların onlarca nedeni vardır. Çünkü ruhsuzdurlar, acizdirler, kabadırlar, sevgi ve merhamet yoksunu, anlayış yoksuludurlar. Dolayısıyla bunlar da ideal insan değillerdir. Zira insanları kendilerinden uzaklaştırmaktalar. Mecburen kendilerine yakın mesabede olan yakınlarına ise hayatı zindan etmektedirler.

Her iki kategorideki insanların durumuna bakınca şu tespiti rahatlıkla yapabiliyoruz: “Bir insanı herkes seviyorsa o insan sıkıntılıdır ve o ideal bir insan değildir. Yine bir insanı kimse sevmiyorsa o insan da sıkıntılıdır ve ideal bir insan değildir” Zira insanlığın medarı iftiharı olan hayırhah sahibi insanları sevmeyen ve onlara düşmanlık eden insanlar olagelmiştir. Bu tabiatın sabit kanunlarındandır ki biz bunlara “sünnetullah “ diyoruz. Zira iyi var ise kötü de vardır. Zalim istese dahi iyinin onu sevip muhabbet beslemesi mümkün değildir. Çünkü bu fıtrata aykırıdır.

Peki, ideal şahsiyet kimdir ve onun belirgin vasıfları nelerdir? Aslında bu sualin yanıtını dolaylı olarak yukarıda verdik. Evet, bir insan bazıları tarafından sevilir –Bunlar iyi insanlar olmalı- bazıları tarafından yani kötü kimseler tarafından da sevilmezse bunlar ideal insanlardır. Zira iyi, iyi oluşundan dolayı kötüye; kötü de kötü oluşundan dolayı iyiye muhabbet beslemez. Kısmen yani zahirde bir arada olsalar dahi daha doğrusu bir aradaymış gibi görünseler dahi batında yani hakikatte asla bir arada olamazlar. Tıpkı ilimle cehaletin, adaletle zulmün, tevazuuyla kibrin, emanetle hıyanetin, iyilikle kötülüğün, hayâyla arsızlığın, hakla batılın, şecaatle zillet ve korkaklığın bir arda olamayacağı gibi.

İlk iki sınıf insandan çok sayıda bulmak mümkündür. Ama üçüncü kategorideki insanlar nadirdir. Zira bu insanlar inci gibidirler. Görmek ve tanımak biraz say yani gayret gerektirir. Bu bir hikâye değildir. Bir realitedir. İnsanın kendi gerçeğidir. Dolayısıyla insan mihenge vurup bakmalıdır. Acaba kendisi hangi zümredendir veya hangi zümreden olmaya meyillidir. Yahut hangisinden olmayı arzulamaktadır. İnsanın kendisine karşı soru sorması yani iç hesaplaşması müşküldür. Bunu yapsa dahi kendisine dürüst yanıtlar vermesi çok ama çok zordur.
Yüce değer ve erdemlerin zirvesinde olan İslam Peygamberi (sav( diyor ya: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Şu halde kişi etrafına bakmalıdır. Acaba kendisi ne tür insanları seviyor ve kendisini sevenler ne tür insanlar?

Yorumunuzu Gönderin