ATA NALI TERS ÇAKMAK – Süleyman DAĞISTANLI

ata-nali-ters-cakmak

ATA NALI TERS ÇAKMAK – Süleyman DAĞISTANLI

“Atının toynak izini kaybetsinler diye
Ey Türkmen, nalı tersten çak…”

Eski zamanlarda özellikle Türkmenler tarafından geliştirildiği belirtilen bir savaş hilesidir ata nalı ters çakmak. Eskiden gittikleri istikameti düşmanlarına göstermek istemeyenler, onları aldatmak için atlarının nallarını önü arkaya gelecek şekilde çaktırırlarmış. Bu izleri inceleyenler de atların diğer istikamete gittiğini zannederlermiş. Böylece birileri doğu tarafına kaçmışsa, insanlar atlarının izini batıya doğru izleyecekti.

Yön, dost ve düşmanı belirlemede en temel kıstas olmuştur her daim. Düşman saflarına doğru dörtnala koşanları tanımak çok zor olmasa gerek. Ancak düşmana dörtnala koştuğu halde ellerindeki güç ve imkân ile kendilerini bize doğru dörtnala koşuyor gibi gösterebilmek için türlü hileye başvuranları tanımak ve tanıtmaktır asıl marifet. Eski zamanlarda kendilerine saldıranların atlarının ayak izinden kim olduğunu anlayanlar “nalı ata ters çakma” hilesi ile hedef saptırabilmişlerdir bazen. Peki, günümüzde nasıl oluyor bu işler? Bizlere, vatanımıza, bayrağımıza, dinimize, neslimize, ahlakımıza, kültürümüze velhasıl tüm değerlerimize dört koldan saldıran düşmanı nasıl takip edeceğiz? Bunun yolu atların ayak izlerine bakmak olamaz herhalde. Halklar için planlar yapan, hileler tuzaklar kuran ancak bizlerden fiziki anlamda binlerce kilometre uzakta olan düşmanı hangi yolla tanıyabiliyoruz? Günümüz şartlarında tüm dünyada olan olayları basın ve yayın aracılığı ile takip etme imkânına sahip olan bizler için bu hilenin şekli değişmiştir artık. Bizlere yaklaşmaya cesaret edemeyen düşmanın izlerine rastlayamadığımız için onları teşhis etmek de zorlaşmıştır.

Eskiden at, kılıç, ok, mızrak ile saldıran düşman artık binlerce kilometre uzaktan ellerinde bulunan ve tarihin en güçlü silahlarından biri olan basın ve yayın aracılığı ile saldırmaktadır hakka ve taraftarlarına. Eskiden ata nalı ters çakan ve hedef şaşırtan düşman artık ellerinde bulunan medya gücü ile hedef şaşırtmaktadır. Düşmana dörtnala koştuğu halde bize doğru koştuğunu zannettiğimiz kişilerin bu algıyı yaratmasını sağlayan silah da işte budur.
İşte bu yüzden savaş kartalları barış güvercini, insanlık düşmanları barış elçisi, hürriyet düşmanları özgürlük savaşçısı zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden büyük şeytan Amerika ile her ortamda dost, müttefik, ortak olduğunu dile getirenler dost (!), onun büyük şeytan olduğunu tüm dünyaya duyuran ve her ortamda batılın zirvesini temsil eden bu şeytan ile düşman olmayı şeref sayanlar düşman (!) zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden Gasıp Rejim İsrail’in kendilerine, kendilerinin de İsrail’e ihtiyacı olduğunu dile getiren, onlara hayat suyu sağlayanlar dost (!), İsrail’i bir devlet olarak dahi kabul etmeyen, elçiliğini bulundurmayan, spor müsabakalarında dahi ülke saymadığı için karşısına çıkmayanlar düşman (!) zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden, iktidar sahibi olduklarında ekini, nesli, ahlakı, imanı, kültürü ve tüm değerleri ayaklar altı eden, bu değerlerin içini boşaltanlar, dindar (!) bir nesil yetiştirme amacı taşıyan bir dost (!) zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden, akıl almaz katliamlara imza atan insan bozması vahşi canavarlara her türlü desteği veren, terörist demekten imtina eden ve onları “öfkeli gençler” olarak niteleyenlerin, bu teröristler ile düşman oldukları ve onlarla mücadele (!) edildiği zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden, halktan çaldıkları ile saltanat sürenler, halkı kuru ekmeğe muhtaç edip onları borç içerisinde bir hayat sürmeye mecbur bırakanlar, halkın taksitle yaşayıp borçlu bir şekilde ölmesine neden olanlar, vatansever,(!) yardımsever,(!) lider,(!) kurtarıcı(!) zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden, hayalleri olan “büyük” projelerini hayata geçirebilmek için koca bir bölgenin halkına kan kusturanların, vatan evlatlarının canına kahpece kast edenlerin “başlarına” ada tahsis edenler, kurmaylarına halkın parası ile saltanat sürdürenler, terör ile mücadele eden barış (!) elçileri zannedilebilmektedir.

İşte bu yüzden, günümüzdeki düşman, Kuran’ı mızrağa takan atalarından daha tehlikeli ve sinsidir. Tarihte Kuran’ı mızrak uçlarına takanlar, davul sesleri ile Fırat’ın yatağını değiştirdiğini söyleyenlerin bu hilelerine kanmayanlar, İmam Ali ve ona sadık yarenleri olmuştur. Düşmanın hileleri ile dünya ve ahretlerini kaybedenlerin, bu hileler ile başa çıkabilmesinin yegâne yolu, zamanın hak ve hakikat yolunun liderlerine bağlı olmalarıdır. Zira düşmanın, taraftarlarının sayısından daha fazla hilesi vardır ve bu hilelerin hiç biri onları dost yapmamalıdır hakkın taraftarlarının gözünde. Düşmanı tanıyan, onun hilelerinin sonunun gelmeyeceğini bilen, tüm hilelerin hak karşısında örümcek ağı hükmünde olduğunu idrak eden ve Rabbinin hilelerini onların başına geçireceğini unutmayanlar için tüm hileler boşadır. Ancak yaptıkları hileler ile halkı kandırmayı ustalıkla yerine getirenler her daim var olmuştur. Hakkın taraftarlarının görevi sadece bu hilelere kanmamak değil, bu hilelere kanan ve yolunu şaşıran diğer insanlara gerçeği göstermektir aynı zamanda.

İlahi! Muhammed ve âline salât eyle ve bizlere zulmedene karşı kendimizi müdafaa edecek bir el; bizlere husumet edene karşı kendimizi savunacak bir dil, bizlere inat edene karşı bir zafer, bizlere hile yapana karşı bir hile, bizleri ezene karşı bir güç, bizleri yerene karşı yalanlama cesareti, bizleri tehdit edene karşı bir esenlik ver. Âmin.

Yorumunuzu Gönderin