EY MUSTAZAFLARIN RABBİ… – Süleyman DAĞISTANLI

ey-mustazaflarin-rabbi

EY MUSTAZAFLARIN RABBİ… – Süleyman DAĞISTANLI

Yusuf Peygamber vefat ettiğinde gelip mallarını paylaşmaya koyulurlar. O sıralar Mısır hayli mamur bir haldedir. Şuayb Peygamber gelerek; “Kimsenin işine yaramayan şu asayı bana verin.” der. Orada bulunanlar senin olsun der ve asayı, bu asa bana Yusuf Peygamberden yadigârdır diyen Şuayb Peygambere verirler. Şuayb (a.s.) bu asayı yanından ayırmaz ve kendi kendine mutlaka bir sırrı vardır bu asanın der. Bir süre geçtikten sonra Musa (a.s.) bir adamı öldürüp Mısır’dan kaçarak Şuayb (a.s.) yanına gelip çobanlığa başlar. Musa (a.s.) çobanlık yapar, o asayı Şuayb (a.s.)’dan alır ve yine o asa ile firavunun karşısına çıkar. O asa ejderha olur, kendi çağının sihir ve büyüsünü yutar. Firavunu ve düzenini Kızıldeniz’e gömer. Bu asanın, Musa (a.s.) risaletini, aradaki boşluğu doldurarak Yusuf (a.s) bağladığını görürüz. Tıpkı Miraç olayında olduğu gibi. Miraç ve İsra da, Mescid-i Haramı Mescid-i Aksa’ya bağlar. İslam’ın, İsa (a.s.)’ın getirdiği, Musa (a.s.) getirdiği İbrahim’in diniyle tarihsel bir bağ kurmasını sağlar.

Ebuzer adlı kitabında “Ey Mustazafların Rabbi” diyerek Yaratıcıya hitap eden, Dünya Görüşü ve İdeoloji adlı eserinde ise bu konuyu ayrıntılı bir şekilde işleyen Şehit Ali Şeriati’nin veraset ve kan konusunda yaptığı bazı tespitlere kısaca değineceğimiz bu yazımızda, Âdem (a.s.) ile başlayan ve yeryüzündeki tüm mazlumların mensubu olduğu geniş aileye dair hususları ele almaya çalışacağız.

Yüce Yaratıcın Âdem’dan (a.s.) son Peygamber Muhammed Mustafa’ya (a.s.) kadar gelen tüm peygamberler arasında da kurduğu bir bağ bulunmaktadır ve bu sadece soy bağı değil, ideolojik, itikadi ve akidevi bir bağdır. Aynı şekilde Peygamber ve Ehl-i Beyt arasındaki bağ da bu şekildedir. Sadece soy bağına değil, ideoloji, itikat ve akide bağına dayanır. İşte bu bağ verasettir (hak sahibi olma) ve yeryüzünde mustazafların verasetine yani hak sahibi olmasına kadar ulaşacaktır. Şüphesiz yeryüzüne Salih kullarım varis olacaktır (Enbiya 105) ve yeryüzünde zayıf düşürülmüşleri önder yapmak ve varisler kılmak istiyorum (Kasas 5) buyuran Rabbimiz, Âdem (a.s.) ile başlayan bu bağın yeryüzündeki tüm mazlum ve mustazaflara kadar uzanacağını, mutlak zaferin ise bu bağa tutunanların olacağını bildirmiştir.

Peki, bu bağ ne ile kurulur? Kan ile… Ama bu kan, “sar” anlamında kullanılan ve damarda dolaşan değil, birinin bir başkasından talep ettiği kandır. Örneğin, bir kabileden bir kişi öldürülür ve o kabilenin mensupları bu kanın taliplileri olur. Kendilerinden alınan kana karşılık kan talep ederler. Eski zamanlardaki bir efsaneye göre, ölen bir kişinin ruhu kuş olur, kendi kabilesinin etrafında uçup durarak sürekli kabilesinin mensuplarına kanını neden almadıklarını sorarmış. Eski zamanlarda bu bağ şu şekilde kurulurdu; kabileden öldürülen kişiye yaşarken biat etmiş, el vermiş, anlaşma yapmış kişiler, ölümünden sonra bu kişinin kanını talep etmekle yükümlüdürler. Bu durum İslam ile değişikliğe uğramıştır. Kabileler arası olan bu geleneksel bağ, Allah-İnsan bağı olarak değişmiştir. İslam da, eskiden insanlar ve kabileler arası olan bu bağ, Allah ile insan arasındaki bağa dönüşmüştür. Eskiden kişiye yapılan biat artık Yüce Allah’a yapılmıştır. Bu biat el verme şekline benzer bir anlamdadır. Hacerül Esved Allah’ın yeryüzündeki eli olduğundan Hacerül Esved’e el sürmek, Allah’a biat etmek ve ondan başka bütün biatlerden özgürleşmek demektir. Bundan dolayı biz Allah’ın (c.c.) kabilesindeniz. Ailemiz kimdir? Allah’tır. Dolayısıyla bu biate dâhil olan herkes bizim bir parçamızdır. Bu bizim kabilemizdir. Ama bir de tağuta biat etmiş düşmanımız olan bir kabile vardır. Bu kabile bizden birini öldürür. Öldürülen bu kişi bizim kanımız, bizin “sar”ımızdır. İşte bu yüzden zalim ve katil kabilelerden intikamımızı almak için gece gündüz mücadele halindeyiz.
Ne kan bağı bulunanlar, ne bölge yakınlığı bulunanlar, ne dili, rengi, dini ve mezhebi… Bu ailenin mensuplarını birbirlerine bağlayan en kuvvetli bağ mustazaflıklarıdır. Aynı şekilde düşmanlarının belirlenmesinde en büyük kıstas onların müstekbirlikleridir.
İşte bu yüzden Habil’in de, Salih (a.s)’ın da, Zekeriya (a.s.)’nın da, Cercis (a.s.)’ın da, İmam Hüseyin’in de kanı bizim üzerimizedir, onların kanını akıtanlardan alacağımız kan boynumuzun borcudur, yolları yolumuzdur. Çünkü biz aynı kabiledeniz. İşte bu yüzden piramitlerin inşasında can veren Afrikalı köleler de, Amerika kıtasının asıl sahipleri olup katliamlarla yok edilen kızıl derililer de, köle olarak Afrika’dan Avrupa’ya gemi ile götürülürken yollarda can veren mazlumlar da, orta çağda Avrupa’da yakılanlar, çarmıha gerilenler de, Roma arenalarında vahşi hayvanlara zevk için parçalatılanlar da, akıtılan kanları sebebi ile ırmakların isminin kızıl olarak adlandırıldığı coğrafyanın mazlumları da, modern çağda medeniyetin yok olduğu bir dönemde karın tokluğuna gece gündüz köle gibi çalıştırılanlar da, fabrikalarda yatıp kalkan uzak doğunun insanları da… Hepsi bizim kabilemizdendir. Bizler Mustazafların Rabbinin buyruğunu şiar edinip onlar ile “Mazluma dini Müslüman mezhebi sorulmaz” sloganı ile ahitleşmiş, kanlarını üzerimize almış kardeş olmuşuzdur. Korku yok bizlere, ölüm yok bizler için. Bizlerden çalmaya çalıştıkları dünya da ahiret de bizimdir, çünkü biz her ikisinin yaratıcısı olana biatliyiz. Varisi olacağımız yeryüzünde dökülen her mazlum kanı bizim “sar”ımızdır.
Bizden görünüp bizlerin kanını akıtan, mustazafların ve Rablerinin karşısına zulümleri ile çıkarak müstekbirleşen, varisi olacağımız dünyayı bizden almak ile yetinmeyip ahretimizi de harap edeceğini zannedenleredir düşmanlığımız. Yakın görünse de bazen bunlar, düşman kabiledendirler. Yakınlığına, rengine, sözüne aldananların onlara meyledip bir anda mustazaflıktan müstekbirliğe geçişine şahit olacaklaradır ihtarımız. Kabilemizden ayrılanların kanına talip olacağımızın ilanıdır söylediklerimiz… Düşmanımıza dost olanların ebedi düşmanımız olacaklarını bilmeleri gerekenleredir sözlerimiz…
Ey mustazafların Rabbi! Mustazaflığımız ve mazlumluğumuzdur bizleri sana yaklaştıran. Varis kılacağını müjdelediğin yeryüzünün ümitle bekleşen, sana ve sana biat edenlere düşman olanlara karşı dik duruşuyla rahmetinden ümit var olanlara zaferleri tez zamanda müjdele… Âmin.

Yorumunuzu Gönderin