Neden ODTÜ? – Süleyman DAĞISTANLI

neden-odtu

Neden ODTÜ? – Süleyman DAĞISTANLI

Günlerdir gündemde olan ODTÜ Olayları ile ilgili olarak, ODTÜ özelinde bazı genel hususlara değinmeye çalışacağız. ODTÜ, 1956 yılında Ankara’da kurulan, neredeyse tüm fakülteleri aynı yerleşke içerisinde bulunan, eğitim dili İngilizce olan, şu anda yaklaşık 28.000 öğrencisi bulunan, Dünya başarılı üniversiteler sıralamasında ilk yüze giren Türkiye’deki tek üniversitedir. Üniversite hazırlık aşamasında ülkedeki birçok gencin hayali olan bu üniversitenin adını bizler genellikle basın yayın aracılığı ile yaşanan-yaşatılan olaylar sebebi ile duyuyoruz. Öncelikle süfyani sistemin etkili isimlerinden birini; Eğitim seviyesi arttıkça bize olan destek azalıyor söylemi, ülkede üniversite gençliğinin bölünmesi, ayrıştırılması, yanlış fikir ve hareketlere katılımının sağlanması ve kamplaştırılmasının, süfyani sistem için ne kadar hayati olduğunu gözler önüne sermektedir. Kimi üniversitelerin solcu, kiminin ülkücü, kiminin örgütçü(!) vb. isimler ile genelleştirilmesinin sebebi budur. Üniversite eğitimi alan birçok insan bilir ki, bulundukları okullarda solcu diye ya da İslam karşıtı diye tanımlananların çoğunun derdi haksızlık ve adaletsizliğin var olmasıdır. Gerek öğrenci gerek de öğretim üyesi olup da İslam’a cephe alanların ise bu sistem tarafından kendilerine İslam diye tanıtılan Amerikancı İslama karşı olduklarını anlamak çok zor olmasa gerek. Zira bu kişilerin dile getirdikleri rahatsızlıkların Amerikancı İslama dair olduğunu, hayalini kurdukları şeyin ise Öz Muhammedi İslam ile tahakkuk bulacağının farkında olmamalarına esefle şahitlik etmekteyiz. Ülkedeki en başarılı üniversite olarak adlandırılan bu üniversitenin başarısının sebebi ne kurucuları, ne sahip olduğu teknik imkânlar ve geniş bir yerleşke alanı, ne başına geçirilen rektörü, ne de ülkenin başkentinde bulunması değildir. Bu başarının en büyük sebebi öğrencileri ve öğretim üyeleridir. Ülkenin en başarılı üniversitesi demek aynı zamanda ülkenin en zeki ve başarılı gençlerinin olduğu üniversite demektir. ODTÜ şimdiye kadar yüz binlerce mezun vermiş olan ancak başarısı sebebi ile her türlü oyuna alet edilen bir üniversitedir. Rejimin sahnelediği bazı oyunlarda ODTÜ’nün bir şekilde senaryoya dâhil edildiğini, Ergenekon uydurması ile silah ve cephaneliklerin ODTÜ arazisine gömülmesi vb. olaylarda görmekteyiz. Ancak rejim bununla da yetinmeyip genellikle dönem sonlarında bazı öğrencilerin ülkedeki insanların hatta bu üniversitede okuyan öğrenciler arasında dahi marjinal kalabilecek söylemlerin yer aldığı pankartlar hazırlayarak veya hazırlattırarak ülkede bu başarılı gençlerin bulunduğu ve yetiştiği üniversiteye karşı bir algı operasyonu yürütmektedir. Süfyani sistemin üniversiteler ile neleri amaçladığı, hangi dokuları yok edip hangi dokuları yerleştirmek istediği konularına değinmeyeceğiz. Üniversitelerdeki ortamın, yaşanan ahlaksızlıkların sebebi de yine bu sistemdir. Yani bir düşman aranıyorsa, düşman sistemin bizzat kendisi olmalıdır. Bu veya başka üniversitelerde eğitim gören öğrencilerin, hayatlarının en verimli ve heyecanlı döneminde olduğunu bilen süfyani sistem bu gençlere yönelik olarak, ülkedeki diğer halklardan çok daha fazla saptırma işine girişmekte, gençlerin farklı ve zıt görünse dahi tamamen aynı sistemi ayakta tutmaya çalışan birçok yapılanmanın içerisine girmesini teşvik etmektedir. Böylelikle biriken öfke ve var olan enerji yanlış yollarda harcanmakta ve tüketilmektedir. Etrafımızda üniversite okuduğu yıllarda savunduğu çok farklı fikirler olduğunu söyleyen ve hâlihazırda bu fikirlerin tam tersi bir hayat süren insanlara bakarak, bu insanların üniversite yıllarında var olan enerjilerinin nasıl yönlendirildiğini anlayabiliriz. Savundukları fikirlerin doğru veya yanlışlığı ayrı bir tartışma konusu ancak demek istediğimiz bu gençlerin zihinlerinin rejim tarafından nasıl da oyun hamuru gibi şekillendirildiğidir. Yapılan bu işin amacı, gençlerin birlik olmasını engellemek, zulüm düzenlerini tarumar edecek bir selin farklı kanallara bölünerek kurutulmasını sağlamaktır.
Şimdi güncel olan “ODTÜ de namaz kılan gençlere saldırı” başlığı ile verilen haberler ile ilgili bazı noktalara değinelim. Öncelikle bilinmesi gereken, ODTÜ yerleşkesinin bir ilçeden çok daha büyük bir alanda olduğudur. Bu ne demek, yani yerleşke içerisinde ikisi camii olmak üzere, gençlerin namaz kılacağı 5-6 mescid bulunmaktadır. Bazıları, geçmiş yıllarda hazırlık okuyan öğrencilerin bulunduğu bölgede mescid olmaması ve diğer mescidlerin uzak olması nedeni ile hazırlık mescidi yapılması tartışmasının, gündeme gelmesini hatırlayabilirler. 22 Aralık günü yaşanan olay da bu mescid ile alakalıdır. Bazı gençler bu işi protesto etmek için soğuk havada basketbol sahasında namaz kılarlar. Her ne kadar mesele burada namaz kılanlara bazılarının şov yapıyorsunuz diyerek kavga başlattığı şeklinde lanse edilse de, mesele bu değildir. Mescid de bazı cemaatlerin ve farklı oluşumların afiş asması, sohbet ve tefsir dersleri yapması vb. şeyler de değildir mesele. Mesele rejimin tüm ülkede hatta dünyada olduğu gibi ODTÜ gibi bir yerde tekfirci faaliyetlerde bulunan özel adamlar görevlendirmesidir. ODTÜ de yaşanan olay da, namaz kılan veya kılmayan önemli değil, gençlerin bu faaliyetlerin sürdürülmesine tepki göstermesidir. Zira olay tüm mescitlerde değil, bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesini sağlayanların olduğu mescit önünde yaşanıyor. Ama medyada sanki ODTÜ de namaz kılan öğrencilere bir düşmanlık varmış gibi haber yapılınca, süfyaninin attığı ok hedefine ulaşıyor. Ülkede gerçek bilim adamlarının yaşamasına dahi izin vermeyenlerin, geleceğin bilim adamlarının yetişeceği bir ortamda fitne oluşturması, kamplaşmalara sebebiyet verecek oluşumlara gitmesi, toplumda bu kişilere yönelik olumsuz bir algı oluşturması, ahlaksızlığı alabildiğine yaygınlaştırması gayet doğaldır(!)…
Bir ara sosyal medyada bir kişi süfyanı kast ederek, “Bu adam Real Madrid’in başına geçsin iki ayda takımı Real ve Madrid diye ikiye böler.” diye yazmıştı. Aslında espri gibi görünse de Süfyanın fonksiyonu ülkemizde ve dünyada budur. Halkı dil, ırk, mezhep, bölge vb sayısız nitelemeler ile birlik olmasına müsaade etmeyen Süfyani sistemin, kendileri için en tehlikeli grup olan genç, zeki ve dinamik üniversite gençliğini boş bırakması beklenemez. O halde sadece bu olay üzerine değil genel olarak şöyle diyoruz; üniversite gençliği de bizim evladımızdır, kardeşimizdir. İçlerinde yanlış fikirlere ve yanlış işlere girişenler illa ki vardır. Ama onları hakikat ile aynı çizgiye getirmenin yolu, onlara gerçek İslamı tanıtmaktır. Biriken öfkelerini ve enerjilerini gerçek düşmanlara yönlendirmektir. Amerikancı İslam sebebi ile gerçek İslam’dan habersiz kalan ve İslam’a cephe aldığı söylenenleri, Öz Muhammedi İslam ile tanıştırmaktır…
Ey kadir olan Allah’ım! Alimlerimize sorumluluk, halkımıza bilim, dindarlarımıza din, müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza kavrayış, kavramışlarımıza tutuculuk, kadınlarımıza bilinç, erkeklerimize onur, ihtiyarlarımıza bilgi, gençlerimize asalet, öğretmenlerimize inanç, öğrencilerimize de inanç, halkımıza kendini bilme, tüm milletimize samimiyet, himmet, özveri, fedakarlık, ve izzet bağışla. Amin. (Ali Şeriati)

Yorumunuzu Gönderin