Stratejik Savaş – Hüseyin Yahya CEVHER

stratejik-savas

Stratejik Savaş – Hüseyin Yahya CEVHER

Antalya’da yeni bir Haçlı Seferi’nin başlangıcının açıklanmasını bekleyenlerden değilim. Aksine Viyana’daki 20 ülkenin dışişleri bakanlarının katıldığı Suriye zirvesi’nin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu zirvede katılımcıların bir çoğu Suriye halkının meşru temsilcisi Beşşar Esad’ın karşıtı iken sonuç bildirisine Beşşar Esad’ın iktidardan çekilmesini şart olarak koyamamışlardır. Masada Suriye halkının ve seçtiği yönetimin destekçisi olarak İran İslam Cumhuriyeti, Irak, Lübnan nispeten de Umman bulunuyor. Sürekli “Beşşar Esad gidecek, gitmeli, göndereceğiz” naraları atanların bunu bir türlü kağıda dökememeleri ve isimsiz bildirileri imzalamaları Direniş Ekseni’nin yeni bir zaferidir.

Özetle; Viyana’da 1 Ocak’tan itibaren Suriye’de 6 ay içinde geçiş hükümeti kurulması, 18 ay içinde de seçim yapılması kararı alındı. Bence bu geçiştirme bir anlaşma. Arkadaş yukarıda zafer dedin, burada geçiştirme dedin, ne iş diyenler olabilir. Bu Şer Ekseni’nin süreci uzatma ve ne yapacağına kesin karar vermesi için kendisine lazım olan süreyi kazanma çabasıdır. Peki Şer ekseni istediğini aldıysa biz nasıl kazanıyoruz…

Her ne kadar masada gülücükler saçılsa, eller sıkılsa da; dişlerin birbirine sürtme sesini taraflar sürekli duymakta. Bir yandan cephede müthiş bir savaş devam ederken, bir yandan da “ne cephesi, ne savaşı, biz siyasi çözüm istiyoruz” söylemini iki tarafta ustalıkla kullanmaktadır.

Direniş Ekseni’nin zaferi cephede aldığı üst üste galibiyetleri, masada da zaferle taçlandırmasıdır. Şer ekseni nefes almak için Direniş Ekseni’nin bükemediği bileğini öpmeyi henüz kabul etmese de başını biraz daha öne eğmek zorunda kalmıştır.

Resmi ordularıyla 7 Ekim 2001 günü Afganistan’a, 20 Mart 2003 günü Irak’a çıkarma yapan Şer güçler; hemen hemen 10 yıl sonra 2011 yılında Suriye’ye askerlerinin üniformalarını çıkarttırarak terörist elbiseleriyle göndermiş; yaklaşık 5 yıldır da bu metodun kar-zarar hesabını yapmaktadır. İşgalin ardından Irak’ın hem Direniş Ekseni’nin ciddi bir üyesi olması, hem de yavaş yavaş dünya genelinde sözü dinlenen bir noktaya eriştiğini anlatmak izahtan varestedir. Ayrıca 2006’dan günümüze Lübnan ve Filistin cephelerinde atılan adımlar; Yemen Hizbullahı olgusunun iyice yerleşmesi, Arabistan topraklarındaki kıyam hareketinin daha da ciddileşmesi ve dünya halklarının direnişten başka çare olmayışını anlayışı bizim hanemize artı olarak yazılan değerler…

Küfrün bu süreçte kazandığı tek şey yaptığı zulüm ve kendi planlarına destek vermeyen hegemonyaları altında bulunan ülkelerdeki kendi(!) halklarına yaptıkları katliamlardır. Paris’teki son terör saldırısının Şer Ekseni’nin planıyla Fransa’nın yönetimindeki siyonistler tarafından yapıldığı ortadadır. Bu süreçte kimi yorumcular “Terörü destekleyen Fransa’ya terör geri döndü” dese de saldırılardan zarar görenler sıradan vatandaş olduğu için bu açıklama yanlıştır. Ayrıca teröristler siyonistlerin uşağı olduğundan bu şekilde bir geri dönüş olması mümkün değildir. Diyebilirsiniz ki kendi alanında etkin ve yetkin şahsiyetlerden bu tür açıklamalar duyuyoruz, bunun hikmeti nedir?

İki açıklaması olabilir.
Birincisi bu etkin ve yetkin insanlar aslında olayları ciddi manada tahlil yeteneğinden uzaktır.
İkincisi -ki bu daha ağır basmaktadır- avama(ortalama halka) bu açıklama daha etkili ve inandırıcı olmaktadır. Biraz daha açarsak, Bir Fransıza, “bakın sizin devletiniz terörü destekledi, terör de geri size döndü, şimdi anladınız mı Şam’ın, Bağdat’ın, Beyrut’un acılarını? Şimdi sizden beklenen teröre destek veren rejiminizi eleştirmenizdir” tarzı bir fikir vermek içindir.

Aksi halde siyonist Fransa rejimi ile, tek suçu o topraklarda doğup, büyümek olan sıradan bir Fransa vatandaşı bir tutulabilir mi?

Bu olay ekseninde bir kez daha bu ikisi arasındaki farkı anlamayan yığınlar olduğunu da üzüntüyle müşahede ettik.

Ayrıca bu katliamın bir diğer boyutu yakın periyotta Fransa halkının Beşşar Esad’a olan desteğini açıklamış olmasıdır. [1] Le Figaro gazetesi tarafından yapılan ankette katılımcılara “Dünya güçleri (Viyana’da) Beşşar Esad’ın görevden ayrılmasını talep etmeli mi?” sorusu yöneltilmiş. Ankete yanıt veren 21314 kişiden yüzde 72’si ‘Hayır’ demiştir. G-20 toplantısı önce kendi siyonist geleneklerine uygun olarak halkların kanının akıtılmasını bir ritüel haline getirenler, bu açıklamadan sonra bu senenin kurbanını Fransa halkı olarak seçmiştir.

Uzun lafın kısası… Küresel küfür Antalya’daki şatafatlı G20’leri ile yok oluşlarının farkında olmanın hüznünü eğlencelerle örtbas etmek istemektedir. Kimi kimine “eşini niye getirmedin?” diye ahlaksızca böğürerek soru sorarken[2], kimi de çatalından kaşığına duvarından klozetine altın odalarda kalmanın mutluluğunu yaşamaktadır. Yüzleri gülse de içleri kan ağlamaktadır. Zira bir gün bir günü tutmamakta, yeni nesil siyonizmin yok oluşu için vaad edilen günü beklemektedir. Vesselam.

[1] http://tr.sputniknews.com/avrupa/20151101/1018733297/fransa-suriye-esad.html
[2] http://www.ensonhaber.com/erdoganin-meksika-cumhurbaskani-ile-diyalogu-2015-11-15.html

Yorumunuzu Gönderin